٤
وَالَّذينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَاْتُوا بِاَرْبَعَةِ شُهَدَاءَ فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَانينَ جَلْدَةً وَلَا تَقْبَلُوا لَهُمْ شَهَادَةً اَبَدًا وَاُولءِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
(4) vellezine yermunel muhsanati sümme lem ye’tu bi erbeati şühedae fecliduhüm semanine celdetev ve la takbelu lehüm şehadeten ebeda ve ülaike hümül fasikun
iffetli namuslu bir kadına (zina) iftirasında bulunup sonra da dört şahit getiremeyenler (olursa) bunlara seksen değnek vurun ve onların şahitliğini de ebedi olarak kabul etmeyin işte bunlar fasıkların kendileridir
| 1. | ve ellezîne | : ve o kimseler, onlar |
| 2. | yermûne | : atarlar |
| 3. | el muhsanâti | : iffetli, namuslu kadınlar |
| 4. | summe | : sonra |
| 5. | lem ye’tû bi | : getirmezler |
| 6. | erbeati | : dört |
| 7. | şuhedâe | : şahitler |
| 8. | feclidûhum (fe iclidû-hum) | : o zaman, o taktirde onlara celde vurun |
| 9. | semânîne | : seksen (80) |
| 10. | celdeten | : yalnız cilde tesir edecek şekilde vurulan sopa |
| 11. | ve lâ takbelû | : ve kabul etmeyin |
| 12. | lehum | : onların |
| 13. | şehâdeten | : şahitlik |
| 14. | ebeden | : ebediyyen |
| 15. | ve ulâike | : ve işte onlar |
| 16. | hum | : onlar |
| 17. | el fâsikûne | : fasık olanlar, fasıklar |
SEBEB-İ NÜZUL
Bu âyet-i kerime, Buhârî’nin Sahîh’inde işaret edildiği üzere Uveymir’in karısı hakkında nazil olmuştur.
Ancak Saîd ibn Cübeyr’den, ifk hadisesi üzerine nazil olduğu da rivayet edilmiştir.






