٧٨
تَبَارَكَ اسْمُ رَبِّكَ ذِى الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ
(78) tebarakesmu rabbike zil celali vel ikram
Azamet ve ikram sahibi olan Rabbinin ismi (ne) mübarektir
| 1. | tebâreke | : çok yüce, mübarek |
| 2. | ismu | : isim, ad |
| 3. | rabbi- ke | : senin Rabbin |
| 4. | zî | : sahip |
| 5. | el celâli | : celâl |
| 6. | ve el ikrami | : ve ikram |
تَبَارَكَne yücedirاسْمُ adıرَبِّكَ Rabbininذِي sahibiالْجَلَالِcelalوَالْإِكْرَامِve ikram
AÇIKLAMA
“O, insanı pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.” Yani Allah insanın aslını, topraktan yapılıp ateşte pişirilmiş, vurulduğu zaman ses veren kerpice benzer kuru bir çamurdan yarattı. Bu teşbih insanın sağlamlığını ve parçalarının ayrılmaz olduğunu ifade etmeyi amaçlamaktadır.
Yaratılış merhaleleri itibariyle bunun açıklanmasında Kur’an-ı Kerim’in ifadeleri çeşitlilik arzeder: Bazan topraktan, değişken çamurdan yaratıldığını söylerken bazan da ele yapışan mahiyetteki bir çamurdan yaratıldığını ifade etmiştir. Bu şuna işarettir: Âdem (a.s.) önce topraktan yaratıldı, sonra çamur haline geldi, sonra değişken, şekil tutmayan çamur, sonra ele yapışan özlü çamur daha sonra da pişmiş kerpiç gibi oldu. Sanki bütün bu çeşitlerden yaratıldığı ifade edilmek istenmektedir.
“Cinleri de yalın bir ateşten yarattı.” Yani cinleri ateşin ucundan yani sarı, kırmızı ve yeşil gibi çeşitli renklerde görülen dumansız saf alevden yarattı. Ahmed bin Hanbel’in Hz. Ayşe’den rivayetine göre Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Melekler nurdan, cinler saf alevden, Âdem de size vasfedilen şeyden yaratıldı.”
“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz.” Yani ey insanlar ve cinler Allah’ın nimetlerinden hangisini yalanlıyor ve bu elle tutulan gözle görülen nimetlerin hangisini inkâr ediyorsunuz?
“İki doğunun ve iki batının Rabbidir.” Yani O, yaz ve kış güneşin doğduğu iki doğunun, battığı iki batının Rabbidir. İşte onun bu farklı ufuklardan doğup batması sebebiyle mevsimler oluşur, havalar soğuktan sıcağa değişir ve insanların menfaatine daha nice hadiseler olur.
“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?”
“Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim” ayetinde doğu ve batının çoğul gelmesine gelince: Bunun sebebi, insanlara nispetle güneşin doğduğu ufkun hergün değişmesidir. Yine bir başka ayette “Doğunun ve batının Rabbi” (Müzzemmil, 73/9) şeklinde müfred gelmesi ise cins murad edildiği içindir.
Bu şekilde doğu ve batının değişmesinde insanlar dahil bütün varlıkların yaran olunca Allah “O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” dedi. Mesela güneş kuzey yarım kürede yengeç burcundan doğduğunda yaz olurken, güneyde oğlak burcundan doğduğunda yaz olur. Bu sırada kuzeyde mevsim kıştır. Güneş yaz kış aynı yerden doğup batsaydı mevsimler meydana gelmez, ziraat yapılamazdı.
Allah karadaki nimetlerini böylece beyan ettikten sonra denizdeki nimetlerini de zikrederek şöyle buyurdu:
“İki denizi saldı, birbirine kavuşurlar. Aralarında bir engel vardır, birbirlerine karışmazlar.” Yani biri tatlı, diğeri tuzlu iki denizi bitişik yarattı, aralarında gözle görünen bir ayırıcı yok. Bununla beraber aradaki görülmeyen bir engelden dolayı birbirlerine girip karışmazlar, ayrı olarak devam edip giderler. Nitekim başka bir ayette bu şöyle ifade edilmiştir: “Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir sınır koyan O’dur.” (Furkan, 25/53).
“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani ey insanlar ve cinler bu nimetlerin veya menfaatlerin hangisini yalanlarsınız? Tatlısı; içmek, hayvan ve bitkileri sulamak için; tuzlusu ise aşağıdaki ayet-i kerimede geleceği gibi inci ve mercan çıkarmak ve daha nice yararlar içindir.
“O iki denizden inci ve mercan çıkar.” Yani o denizlerin tuzlu olanından inci ve mercan çıkar.
“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani ey insanlar ve cinler! Allah’ın size ihsan ettiği bu apaçık nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz? Bu ayetlerin her birinde hiç kimsenin reddedemeyeceği, inkâra gücü yetmeyeceği şeyler vardır.
“Denizde dağlar gibi yükselen gemiler de O’nundur.” yani tahtaları yanyana getirilip monte edilen, direkleri ve yelkenleri dağ gibi yükselen, denizlerde akıp giden o gemileri yapma düşüncesini ilham eden Allah’tır. O gemiler denizlerde bir beldeden diğerine, bir kıtadan ötekine yolcu, yük, eşya, gıda maddesi, erzak ve alet taşır. Hatta günümüzde bazı petrol tankerlerinin taşıma kapasitesi beşyüz bin tona ulaşmıştır. Diğer taraftan harp uçak gemileri, korkunç atom denizaltıları vardır. Allah dileseydi denizi buna müsait yaratmaz gemiler de su üstünde duramazdı.
Ayette geçen “el-münşe’ât” kelimesi ya “yükseltilmiş” manasına veya “inşa edilmiş, yapılmış, icad edilmiş” manasındadır. Her ne kadar bu kelime büyük ve küçük her tür gemi için kullanılsa da, dağlara teşbih edilmesinden büyük gemiler için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Gökler, yerler, göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ın olmasına rağmen özellikle “gemiler O’nundur” denilmesinin sebebi, insanların mallarının ve canlarının Allah’ın kudret elinde olduğunu, bu gemilerde başka hiç kimsenin tasarruf yetkisinin olmadığını ifade etmek içindir?
“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani ey insanlar ve cinler, Allah’ın nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Bu çeşit çeşit nimetler sizin için yaratıldı. Büyük büyük gemilerin yapılışı, onların denizde akıp gidişi, uzak mesafeleri yakınlaştırması, ve dünyanın uzak uzak bölgeleri arasında bağlantı kurması ve diğer ülkelerdeki insanların istifade etmesi için ticarî ve sınaî malların taşınması gibi hususlarda Allah’ın kudretini inkâr etmeniz mümkün mü?






