19

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    84 21405Rum(30)

١٩

يُخْرِجُ الْحَىَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَىِّ وَيُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَكَذلِكَ تُخْرَجُونَ

(19) yuhricül hayye minel meyyiti ve yuhricül meyyite minel hayyi ve yuhyil erda ba’de mevtiha ve kezalike tuhracun
Ölüden diriyi çıkarır ve diriden ölüyü çıkarır ve arza hayat verir ölümden sonra siz de böyle çıkarılacaksınız

1. yuhricu : çıkarır
2. el hayye : diri, canlı
3. min el meyyiti : ölüden
4. ve yuhricu : ve çıkarır
5. el meyyite : ölü
6. min el hayyi : diriden, canlıdan
7. ve yuhyi : ve diriltir, hayat verir
8. el arda : arz, yer
9. ba’de : sonra
10. mevti-hâ : onun ölümü
11. ve kezâlike : ve işte bunun gibi, böylece
12. tuhrecûne : çıkarılacaksınız


AÇIKLAMA

“O halde akşama girerken de, sabaha ererken de Allah’ı tenzih edin.” Yani akşamın başlangıcında da, sabahın doğması anında da gece ile gündü­zün bütün vakitlerinde Allah Tealâ’yı teşbih ve tenzih edin. Onun rızası için namaz kılın.

Bu ifade Allah’ın mükemmel kudretine ve muazzam hakimiyetine de­lâlet eden ve birbirini izleyen bu vakitlerde:

Akşam, gece karanlığının gelmesi,

Sabah, gündüz ışığının aydınlatması vakitlerinde Allah Tealâ’nın kul­larının kendisini teşbih ve tahmid etmelerini bildirmektedir.

Akşam vaktinde, akşam ve yatsı namazları; sabah vatinde, sabah na­mazı yeralmaktadır. Burada akşam vaktine ermek, sabah vaktine girmek­ten önce zikredilmiştir. Zira gece, gündüzden öne geçmektedir.

“Göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur.” Yani Allah Tealâ melekler, cinler ve insanlar gibi yer ve göklerde bulunan bütün varlıklar tarafından hamdü sena edilmiştir. Bu cümle teşbihe uygun olarak hamdin ona layık olduğu şeklindeki bir ara cümledir.

“Gündüzün sonunda ve öğle vaktine girince Allah’ı tenzih edin.” “Işâ” vakti yani şiddetli karanlıkta ve öğle vakti gündüz ortasında Allah’ı teşbih ve tenzih edin.

Maverdî diyor ki: Akşam ile gece vakti arasındaki fark şudur: “Mesâ” güneşin batmasından sonra karanlığın başladığı vakit yani akşam vakti­dir. “Işâ”nın mânâsı ise güneşin batmaya yüz tuttuğu gündüzün son vakti (akşam üzeri)dir.

Dikkat edilirse, teşbih ve tenzih için bu vakitlerin tahsis edilmesi bir durumdan diğerine, bir zamandan diğerine fiilen intikal etme alâmetleri­nin varlığı sebebiyledir. Bu tenzih vazifesi, sabah ışığın kuvvetiyle başlaya­rak öğle vakti güneşin doğudan batıya intikal etmesine, oradan gündüzün sona ermeye başlayıp akşam üzeri vaktinin başladığı ikindi vaktine kadar, sonra karanlığın başlangıcı olan akşam vaktine ve şiddetli karanlık vakti anlamındaki yatsı vaktine kadar bütün vakitleri içine almaktadır.

Ayetin manası: Birbirini izleyen bütün bu vakitlerde Allah’ı noksan sı­fatlardan tenzih edin ve O’nu kemal sıfatlarıyla tavsif edin. Zira amellerin en faziletlisi devamlı olanıdır.

Burada cennet bahçelerini elde etmeyi sağlayan iman esaslarına işa­ret edilmektedir. Allah Tealâ en yüksek makamın ve en mükemmel karşılı­ğın iman eden ve salih amel işleyen kimselere ait olduğunu “iman edip salih amel işleyenler, işte onlar cennette (nimetlendirilip) mesrur olurlar.” ayetiyle beyan ettikten sonra; imanın kalple yapılan tenzih, dille yapılan tevhid olduğunu ve salih amelin bütün vazifeleri yerine getirmek olduğunu bildirdi. Bütün bunlar, cennet bahçelerinde nimetlenip sevinç ve saadete ulaştıran teşbih, tenzih ve tahmiddir.

Aydınlık ve karanlığa dikkat çekilmesi, Allah’ın, sabahı aydınlığı açan ve geceyi sükûnet yeri kılan olması Kur’an’da tekrar tekrar yeralmaktadır. Nitekim Cenab-ı Hak bu hususlara şu ayetlerde işaret etmektedir:

“Güneşi ortaya koyan gündüze, onu bürüyen geceye yemin olsun.” (Şems 91/3-4); “Kararıp ortalığı bürüdüğü zaman geceye yemin olsun. Açı­lıp aydınlattığı zaman gündüze yemin olsun.” (Leyi: 92/1-2); “Kuşluk vakti­ne yemin olsun. Sükûna erdiği zaman geceye yemin olsun.” (Duha, 93/1-2).

Allah Tealâ daha sonra tenzih ve tahmidi gerekli kılan kudretinin ve azametinin bazı görüntülerini zikredip şöyle buyurdu:

“O ölüden diriyi çıkarır, diriden ölüyü çıkarır.” Yani Allah Tealâ birbirine zıt olan şeyleri yaratmaya muktedir olan yegâne varlıktır. O, önce ölü topraktan canlı insanı çıkarır, sonra da insanları nutfeden, yumurtadan da kuşu çıkarır. Nitekim bunun zıddını da yapar; insandan nutfeyi, kuştan yumurtayı, kâfirden mümini, müminden kâfiri, uyuyan insandan uyanık insanı, uyanık insandan uyuyanı çıkarır.

Nutfenin canlı bir varlık oluşuna gelince, Araplar bunu bilmiyorlardı. Bu konudaki ilmî ilerleme Araplar nezdinde henüz açık bir noktada değildi.

Bu, ilâhî kudretin mükemmel, sanatının eşsiz ve ilâhının azametli oluşuna delildir.

“Ölümünden sonra yeryüzüne hayat verir.” Allah Tealâ yeryüzüne yağ­murla hayat verir. Tohumdan bitkiyi, bitkiden tohumu çıkarır. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “İşte onlara bir delil: Ölü yeri diriltir ve oradan taneler çıkarırız da ondan yerler. Orada hurmalıklar ve üzüm bağ­ları varederiz, aralarında pınarlar fışkırtırız.” (Yasin, 36/33-34). Yine bir başka ayette şöyle buyurmaktadır: “Yeryüzünü kupkuru görürsün. Fakat biz ona su indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır. Her güzel bitkiden çift çift yetiştirir.” (Hacc, 22/5).

“İşte siz de böylece çıkarılacaksınız.” Yani bu şekilde bir çıkartma ile öldükten sonra kabirlerden diri olarak çıkarılacaksınız. Bu da Allah için pek kolaydır.