١٩
فَقَالُوا رَبَّنَا بَاعِدْ بَيْنَ اَسْفَارِنَا وَظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ فَجَعَلْنَاهُمْ اَحَاديثَ وَمَزَّقْنَاهُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
(19) fe kalu rabbena baid beyne esfarina ve zalemu enfüsehüm fe cealnahüm ehadise ve mezzaknahüm külle mümezzak inne fi zalike le ayatil li külli sabbarin şekur
Ey Rabbimiz! dediler seferlerimizin arasını uzaklaştır kendi nefislerine zulüm ettiler böylece onları yaptık ibret için onların hepsini darmadağın hale getirdik elbette bunda ibret vardır çok sabreden ve şükür eden herkes için
| 1. | fe | : o zaman, böylece, buna rağmen, fakat |
| 2. | kâlû | : dediler |
| 3. | rabbe-nâ | : Rabbimiz |
| 4. | bâid | : uzak kıl |
| 5. | beyne | : arası |
| 6. | esfâri-nâ | : seferlerimiz |
| 7. | ve zalemû | : ve zulmettiler |
| 8. | enfuse-hum | : kendi nefslerine |
| 9. | fe | : o zaman, böylece, buna rağmen, fakat |
| 10. | cealnâ-hum | : onları kıldık |
| 11. | ehâdîse | : hadîs, nesilden nesile anlatılan sözler (efsane) |
| 12. | ve mezzaknâ-hum | : ve onları parçaladık, dağıttık |
| 13. | kulle | : hepsi, bütün, tamamı |
| 14. | mumezzakın | : parçalanmış olarak, parça parça |
| 15. | inne | : muhakkak |
| 16. | fî zâlike | : işte bunda vardır |
| 17. | le | : elbette |
| 18. | âyâtin | : âyetler |
| 19. | li kulli | : hepsi için |
| 20. | sabbârin | : çok sabreden |
| 21. | şekûrin | : çok şükreden |






