٣
وَقَالَ الَّذينَ كَفَرُوا لَا تَاْتينَا السَّاعَةُ قُلْ بَلى وَرَبّى لَتَاْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِ لَايَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِى السَّموَاتِ وَلَا فِى الْاَرْضِ وَلَا اَصْغَرُ مِنْ ذلِكَ وَلَا اَكْبَرُ اِلَّا فى كِتَابٍ مُبينٍ
(3) ve kalellezine keferu la te’tines saah kul bela ve rabbi lete’tiyenneküm alimil ğayb la ya’zübü anhü miskalü zerratin fis semavati ve la fil erdi ve la asğaru min zalike ve la ekberu illa fi kitabim mübin
Küfredenler dedi bize kıyamet gelmez de ki hayır! Rabbin mutlaka (onu) size getirecektir gaybı bilen onun (ilminden) bir şey kaçmaz zerre miktarda olsa semalarda ve arza bundan daha küçük ve daha büyük (ne varsa) muhakkak açık bir kitaptatır
| 1. | ve kâle | : ve dedi |
| 2. | ellezîne | : o kimseler, onlar |
| 3. | keferû | : kâfir oldular, inkâr ettiler |
| 4. | lâ te’tîne | : gelmez |
| 5. | es sâatu | : o saat (kıyâmet saati) |
| 6. | kul | : de |
| 7. | belâ | : hayır |
| 8. | ve rabbî | : ve Rabbim |
| 9. | le | : mutlaka |
| 10. | te’tiyenne-kum | : size gelecek (getirecek) |
| 11. | âlimi | : bilen |
| 12. | el gaybi | : gayb, görünmeyen |
| 13. | lâ ya’zubu | : gizli kalmaz, kalamaz |
| 14. | anhu | : ondan |
| 15. | miskâlu | : miskal, ağırlık, miktar |
| 16. | zerretin | : zerre, en küçük parça |
| 17. | fî es semâvâti | : semalarda |
| 18. | ve lâ | : ve yoktur |
| 19. | fî el ardı | : yeryüzünde |
| 20. | ve lâ | : ve yoktur |
| 21. | asgaru | : daha küçük |
| 22. | min zâlike | : bundan |
| 23. | ve lâ | : ve yoktur |
| 24. | ekberu | : daha büyük |
| 25. | illâ (lâ illâ) |
: hariç : (hariç değil) |
| 26. | fî kitâbin | : kitapta |
| 27. | mubînin | : apaçık |






