٣٩
قُلْ اِنَّ رَبّى يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِه وَيَقْدِرُ لَهُ وَمَا اَنْفَقْتُمْ مِنْ شَىْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقينَ
(39) kul inne rabbi yebsutur rizka li mey yeşaü min ibadihi ve yakdiru leh ve ma enfaktüm min şey’in fe hüve yuhlifüh ve huve hayrur razikiyn
De ki: Rabbim kullarından dilediğinin rızkını genişletir dilediğinin rızkını da kısar ne infak ederseniz o, karşılığını verir o rızık verenlerin hayırlısıdır
| 1. | kul | : de |
| 2. | inne | : muhakkak |
| 3. | rabbî | : benim Rabbim |
| 4. | yebsutu | : genişletir |
| 5. | er rızka | : rızık |
| 6. | li men | : o kimseye |
| 7. | yeşâu | : diler |
| 8. | min ibâdi-hî | : kullarından |
| 9. | ve yakdiru | : ve takdir eder, daraltır |
| 10. | lehu | : ona |
| 11. | ve mâ | : ve ne |
| 12. | enfaktum | : infâk ettiniz |
| 13. | min şey’in | : bir şeyden |
| 14. | fe | : o zaman |
| 15. | huve | : o |
| 16. | yuhlifu-hu | : onun halefini, karşılığını verir |
| 17. | ve huve | : ve o |
| 18. | hayru | : hayırlı |
| 19. | er râzikîne | : rızk verenler |
AÇIKLAMA
Allah kavminin davetinden yüz çevirmesinden dolayı Peygamber’ine tesellide bulunmakta, ona önceki peygamberleri örnek almasını emretmekte ve kendisine herhangi bir ülkeye bir peygamber göndermişse oranın şımarık zenginlerinin onu yalanladığını, zayıfların ona uyduğunu bildirmekte ve şöyle buyarmaktadır:
“Biz herhangi bir ülkeye bir uyarıcı göndermişsek, oranın zengin ve şımarık ileri gelenleri mutlaka: “Biz sizin getirdiklerinizi inkâr ediyoruz.” demişlerdir.” Yani biz bir ülke halkına onları uyaracak ve onları Allah’ın azabından korkutacak bir rasul veya nebi göndermişsek oranın zenginleri, büyükleri, nimet sahipleri ve oradaki şer liderleri: Biz sizinle gönderilen Allah’ın birliği, Allah’a iman, çok tanrıları reddetme esaslarını yalanlıyoruz. Biz size iman etmiyoruz, size uymuyoruz, demişledir.
Bu ayetin benzerleri çoktur. Bunlardan biri “Böylece biz her ülkenin ileri gelenlerini suçlular yaptık ki orada tuzaklar kursunlar…” (En’am, 6/123) ayeti, bir diğeri de “Biz bir ülkeyi yok etmeyi dilediğimizde oranın zevk düşkünlerine hakka uymalarını emrederiz. Fakat onlar dinlemeyip yoldan çıkarlar. Artık o ülke yok olmayı hak eder. Biz de orayı tamamen helak ederiz.” (İsra, 17/16) ayetidir.
Onların inkârlarının delilleri de malları ve çocuklarıyla övünmeleridir. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
“Mal ve evlâdı çok olan bizleriz. Biz azap görmeyiz, demişlerdir.” Yani kâfir zenginler peygamberler ve onlara tâbi olan müminlere şöyle dediler: Allah dünyada mal ve evlâtlarla bizi sizden üstün kıldı. Halbuki sizler fakir ve zayıfsınız. Bu bizim ayrıcalığımızın ve övünmemizin delilidir. Bu Allah Tealâ’nın bizi sevdiğinin ve bizden razı olduğunun, bizim üzerinde bulunduğumuz dinî hayattan razı olduğunun delilidir. Allah bize dünyada bunları vererek ihsanda bulunup sonra da ahirette bize azap edecek değildir.
Fakat bu bakış son derece hatalıdır, batıl bir kıyastır. Zira malla desteklenme genellikle “istidrac” şeklinde olmaktadır. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Onlar kendilerine mal ve oğullar lütfederken iyiliklerine koştuğumuzu mu zannediyorlar? Hayır, onlar işin farkında değiller.” (Müminûn, 23/55-56). Bir başka ayette şöyle buyurmaktadır: “Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah bunlarla dünya hayatında onlara azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını diler.” (Tevbe, 9/55).
Burada Allah onlara cevap verip hatalarını beyan ederek şöyle buyurdu: “Sen onlara şöyle de: Şüphesiz benim Rabbim dilediğinin rızkını genişletir, dilediğinin rızkını daraltır.” Yani ey Rasulüm! Onlara şöyle de: Şüphesiz ki Allah malı sevdiğine de, sevmediğine de verir. Dilediğini zengin kılar, dilediğini fakir kılar. Bu durum ne genişlettiği kimseyi sevdiği için, ne de daralttığı kimseye buğzettiği içindir. Sadece bu konuda O’nun sonsuz tam hikmeti bulunmaktadır. Zira dünya Allah’ın terazisinde hiç hükmündedir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.) Tirmizî’nin Sehl b. Sa’d'den rivayet ettiği bir hadis-i şerifte şöyle buyurmaktır: “Dünya Allah nezdinde bir sivrisineğin kanadına denk olsaydı, ondan kâfire bir yudum su bile içirmezdi.”
“Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” Yani insanların çoğu Allah’ın kâinattaki kanunlarının gerçek yönünü bilmezler. Dolayısıyla rızık meselesinde ahiret hayatının dünya hayatına kıyas edilmesi açık bir yanlışlık, ya da açık bir polemiktir. Zira Allah istidrac olmak üzere isyankâra da, kâfire de verebilir, imtihan ve deneme için, sabredip de Allah nezdindeki hasenatının artması için itaatkârı ve mümini mahrum bırakabilir.
Böylece şımarık zenginlerin, imkân ve nimetin ölçüsünün şeref ve itibar olduğu, fakirliğin sebebinin de Allah nezdindeki değersizlik ve zillet olduğu şeklinde iddia ettikleri hususun Allah Tealâ’nın takdirinde asla gerçek yönü olmadığı ve aslı bulunmadığı ortaya çıkmaktadır.
Allah Tealâ daha sonra kendi nezdindeki yakınlığın ölçüsünü beyan etti. Buna çok mal ve evlât sahibi olmakla değil, ancak iman ve salih amelle erişmenin mümkün olduğunu açıklayarak şöyle buyurdu:
“Sizi bize yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de evlâtlarınızdır. Ancak iman edip salih amel işleyen bunun dışındadır. İşte onlar için yaptıklarına karşılık kat kat mükâfat vardır. Onlar cennetin yüksek köşklerinde emniyet ve huzur içindedirler.”
Mallarınızın ve evlâdınızın çokluğu bizim sizi sevdiğimizin ve sizden razı olduğumuzun delili değildir. Bu sizi bizim rahmetimize ve lutfumuza yaklaştıran şeylerden de değildir. Mallarınız ve evlâdınız bunları Allah’a itaat yolunda kullanacak kimselerle bu hususta Allah’a isyan edecek kimseleri ayırdetmemiz için bir imtihan ve deneme vesilesidir.
Ancak Allah’a, peygamberlerine, kitaplarına ve ahiret gününe iman eden, salih ameller işleyen kimse farzları eda eder ve mallarını Allah’a itaatte kullanır. Zira iman ve ameli onu bize yaklaştırır ve bizim nezdimizde razı olunan bir kimse olur. Onlar için hasenelere karşı kat kat mükâfat vardır. Onlara bir haseneye on misliyle karşılık, hatta daha fazlasıyla yedi yüz kata varan karşılık vererek mükâfat vereceğiz. Onlar cennetin yüksek köşklerinde her türlü sıkıntıdan emindirler.
İmam Ahmed, Müslim ve İbni Mace’nin Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayet ettikleri hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmaktadır: “Allah Tealâ sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Ancak sizin kalplerinize ve amellerinize bakar.”
İbni Ebî Hatim, Hz. Ali (r.a.)’den Peygamberimiz (s.a.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: “Cennette dışı içeriden, içerisi dışarıdan görülen köşkler vardır.” Bir Arabî:
- Bu köşkler kimin? diye sordu. Peygamberimiz (s.a.):
- “Güzel konuşan, yemek yediren, oruca devam eden ve insanlar uyurken gece namaz kılan kimse içindir.” buyurdu.
Allah Tealâ kâfirleri tehdit edip kötü amel işleleyenlerin durumunu beyan etmek üzere şöyle buyurdu:
“Ayetlerimiz hususunda bizi âciz bırakmaya çalışanlar, işte onlar azaba celbedilirler.” Yani bizim Kur’an’daki ayetlerimizi reddetmeye, bu ayetlerimizi iptal etmek için ayetlerimize dil uzatmaya çalışanlar, ayrıca bizim kendilerine erişemeyeceğimizi, kendilerine muktedir olamayacağımızı iddia ederek Allah’ın yolundan, Onun peygamberlerine tâbi olmaktan ve ayetlerimizi tasdikten alıkoymaya gayret edenler, işte onlar tamamen amelleriyle cezalandırılırlar. Zebaniler onları cehennem azabına getirirler. Onlar cehennemden kurtuluş ve kaçma imkânı bulamazlar.
Cenab-ı Hak daha sonra rızık meselesinde bütün mahlûkatı rahatlatmakta ve sadece kendisinin rızık kaynağı olduğunu şöyle beyan etmektedir:
“Sen onlara şöyle de: Şüphesiz ki Rabbim kullarından dilediğinin rızkını genişletir ve daraltır.” Ey Peygamber! Sen onlara şöyle de: Şüphesiz kullarından dilediğinin rızkını genişleten sadece Rabbimdir. O’ndan başkasının idrak etmeyeceği ilâhî hikmete göre dilediğine rızkı daraltan da sadece O’dur.
“Allah rızası için ne harcarsanız Allah onun karşılığını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” Yani Allah’ın lutfu daima yenilenmektedir. Allah’ın kitabında emrettiği ve Rasulünün (s.a.) beyan ettiği hayırları işlemekte harcadığınız her şeyin dünyada bedelini, ahirette ise mükâfat ve sevabını size verir. Gerçekte rızık verici olan Allah’tır, kullar ise sadece vasıta ve sebeplerden ibarettir.
Bu ifadede dünya sevgisinden uzaklaştırma ve hayır için harcamada bulunmaya teşvik etme amacı bulunmaktadır.
Müslim’in rivayet ettiği hadis-i kudsîde şöyle buyurulmaktadır: “Allah Tealâ şöyle buyuruyor: Sen infakta bulun ki, ben de sana infakta bulunayım.”
Buhari ve Müslim’in Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayet ettikleri hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmaktadır: “Kulların sabahladıkları hiçbir gün yoktur ki o günde iki melek inmesin. Bu iki melekten biri: Allahım! İnfak edene sen karşılığını ver, diye dua eder. Diğer melek ise: Allahım! Sen cimrilik yapanın malına telef ver, der.”
Yine Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyuruyor: “İnfakta bulun. Arşın sahibinin azaltacağından korkma.”






