30

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    75 21416Secde(32)

٣٠

فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَانْتَظِرْ اِنَّهُمْ مُنْتَظِرُونَ

(30) fe a’rid anhüm ventezir innehüm müntezirun
Artık onlardan yüz çevir ve bekle çünkü onlarda bekliyorlar

1. fe : artık, öyleyse
2. a’rıd : yüz çevir
3. anhum : onlardan
4. ventezır (ve intezır) : ve bekle
5. inne-hum : muhakkak onlar
6. muntezırûne : bekleyenler


SEBEB-İ NÜZUL

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim’in Katâde’den rivayetlerine göre sahabe-i ki­ram, müşriklere: “Nasıl olsa bir gün gelecek, ki o gün yakındır, biz rahata erip sizden intikamımızı alacağız.” demişler, müşrikler de onlarla alay ederek: “Ne zaman bu fetih?!” demişler ve bunun üzerine bu âyet-i kerimeler nazil olmuş.


AÇIKLAMA

“Şimdi yurtlarında dolaştıkları kendilerinden önceki nice nesilleri he­lak etmiş olmamız onları hidayete getirmiyor mu?”

Peygamberleri yalanlayan o kimseler, peygamberleri yalanlamaları ve onlara muhalefet etmeleri sebebiyle geçmiş ümmetlerden helak ettiğimiz kimselerin çokluğunu açıkça görmüyorlar mı? Peygamberleri yalanlayan bu kimseler yolculukları esnasında bu eski ümmetlerin yurtlarına ve mes­kenlerine uğramakta, Âd, Semud ve Lut kavmi gibi kavimlerin helak olduklarına dair eserleri müşahede etmektedirler. Artık bunlardan hiçbir kalıntı ve iz kalmamıştır.

Nitekim Allah Tealâ şöyle buyurmaktadır: “Biz onlardan önce nice ne­silleri helak ettik. Şimdi onlardan hiçbirini hissediyor, ya da onların hafif bir sesini işitiyor musun?” (Meryem, 19/98); “Sanki orada hiç oturmamış gibiydiler.” (Hud, 11/68); “İşte zulmetmeleri sebebiyle çökmüş olan evleri!” (Neml, 27/52); “Nice beldeler vardı ki zulümde devam ederken biz onları helak ettik. Şimdi duvarlar tavanlarının üstünde çökmüştür. Nice kullanıl­maz halde kuyular ve yüksek saraylar bomboş kalmıştır.” (Hac, 22/45).

“Şüphesiz ki bunda birçok ibretler vardır. Onlar hiç işitmezler mi?” Ya­ni peygamberleri yalanlamaları sebebiyle bu kavimlerin helak olmasında ve peygamberlere iman eden kimselerin kurtulmasında kudretimize delâ­let eden deliller, ibret ve öğüt olacakları dersler vardır. Peki onlar bizim öğütlerimizi duyup ibret almaz ve tefekkür etmezler, bizim hatırlatmaları­mızı hiç düşünmezler mi?

Kısaca: Helak edilenlerin yurtları onların durumuna delâlet etmektedir.

Cenab-ı Hak helak etmeye muktedir olduğunu beyan ettikten sonra diriltmeye muktedir olduğunu beyan ederek şöyle buyurdu:

“Suyu kuru toprağa sevkedip onunla hayvanlarının ve kendilerinin ye­dikleri bitkileri çıkardığımızı görmezler mi? Hâlâ görmeyecekler mi?” Öl­dükten sonra dirilişi yalanlayan bu kimseler bizim diriltmeye kadir oldu­ğumuzu, gökyüzünden suyu -ya da selleri- hiçbir bitki bulunmayan kuru toprağa sevkettiğimizi, bu su ile onların hayvanlarının yediği saman, arpa ve ot gibi bitkilerle kendilerinin gıdalandığı ve bedenlerinin güçlendiği yeşil bitkileri çıkarırız. Onlar bunu gözleriyle görmüyorlar, ölümünden sonra toprağa can verdiğimiz gibi insanları da öldükten sonra diriltmeye kadir olduğumuzu bilmiyorlar mı?

Allah Tealâ daha sonra müşriklerin diriliş ve haşır günü hakkındaki sorularını zikrederek şöyle buyurdu:

“Onlar: “Eğer siz doğru sözlü kimseler iseniz o fetih ne zaman?” diyor­lar.” Yani bu kâfirler Allah’ın gücünü ve kendilerine azapta bulunmasını imkânsız görerek, yalanlayarak ve inatçılık ederek bunun meydana gelece­ği vakti soruyorlar ve diyorlar ki: Ya Muhammed! Bize ne zaman galip ge­leceksin? Allah senin lehine bizden ne zaman intikam alacak? Biz seni ve ashabını gizlenmiş, korkak ve zelil olarak görüyoruz. Siz küfür ve putpe­restliğe karşı tehdit ve vaîdinizde sadık kimseler iseniz…

Bunun üzerine Cenab-ı Hak onları azarlayarak şu cevabı verdi:

“De ki: Fetih gününde kâfirlere iman etmeleri hiçbir fayda sağlamaya­caktır. Onlara mühlet de verilmeyecektir.” Yani ey Peygamber! Senin risaletini yalanlayan o kimselere şöyle de: Kesin olarak hakkı ayıran ve derhal nafiz olan hüküm ve karar günü, kâfirin imanının ve tevbe etmesinin hiç­bir yararının olmayacağı kıyamet günüdür. O gün onlara tevbe etmeleri, iman etmeleri ve amellerini ıslah etmeleri için tekrar dünyaya dönme şeklinde kendilerine mühlet verilmeyecektir. Zira makbul iman dünya haya­tındaki imandır. O halde hiç acele davranmayın. Bu vaad mutlaka gerçek­leşecektir.

“Sen onlardan yüzçevir ve bekle. Onlar da bekliyorlar.” Ey Rasulüm! Bu müşriklerden yüzçevir ve onların yalanlamalarına aldırma. Sana Rabbinden indirilen şeyi tebliğ etmeye devam et. Allah’ın sana vaad ettiği zaferi bekle. Çünkü Allah sana vaad ettiği şeyi gerçekleştirecek, sana muhalefet eden kimselere karşı seni muzaffer kılacaktır. Zira O, vaadinden dönmez.

Sen Allah’ın yardımını bekliyorsun. Onlar ise sana galip gelmeyi, ölü­mü ve öldürülmeyi bekliyorlar.

Nitekim Cenab-ı Hak bir başka ayette şöyle buyurmaktadır: “Yoksa onlar: “O bir şairdir, biz onun zamanın felâketleriyle çarpılmasını bekliyo­ruz. ” mu diyorlar?” (Tur, 52/30).

Sen de onlara karşı ve Rabbinin risaletini yerine getirme hususunda sabırlı olmanın neticesini göreceksin. Onlar senin hakkında Allah’ın kendi­lerine ceza vermesi, dünya ve ahirette kendilerine azap etmesi şeklinde bekledikleri şeyin ne kadar kötü olduğunu göreceklerdir. Onlar Allah’ın se­ni, kendilerine karşı koruyacağını ve yardımıyla sana destek vereceğini bil­miyorlar.