١٥
وَلَا يَخَافُ عُقْبيهَا
(15) ve la yehafu ukbaha
Korkacak değildir o, yaptığı işin (akıbetinden)
| 1. | ve | : ve |
| 2. | lâ yehâfu | : korkmaz, korkacak değil |
| 3. | ukbâ-hâ | : onun ukbasından, akıbetinden, bunun sonucundan |
AÇIKLAMA
Allah Tealâ Semud’un, peygamberleri Salih (a.s.)’i, içinde bulundukları tuğyan ve azgınlık sebebi ile yalanladıklarını haber vererek buyuruyor ki:
“Semud azgınlığı yüzünden yalanladı; en bahtsızları ortaya atılınca…” Semud kabilesi, tuğyanları ve azgınlıkları sebebi ile peygamberleri Salih (a.s.)’i yalanladı. Onları, yalanlamaya iten tuğyanları idi. Tuğyan ise, günah işlemede haddi aşmaktır.
Bu olay, kavminin kışkırtması ve yaptığını onaylamaları ile Semud’un en bahtsızı olan Kudar b. Salifin kalkıp deveyi boğazlaması şeklinde oldu. Devenin kesilmesi hem peygamberlerini topluca yalanlamalarına hem de peygamberlerinin risalet davasında doğruluğuna kesin bir delildi. Çünkü Salih’in (a.s.) onları korkuttuğu azap başlarına gelmişti.
Ayetin bir benzeri şu ayettir: “Sonunda arkadaşlarını çağırdılar. O da sarılarak kesti.” (Kamer, 54/29) Semud’un bu en bahtsızı, aralarında pek değerli, şerefli, soylu ve itaat edilen bir liderdi. Ahmed, Buhari, Müslim, Tirmizi ve Nesai, Abdullah b. Zema’dan şöyle rivayet etti: Rasulullah (s.a.) hutbe irad edip deveyi zikretti, onu boğazlayanı da zikretti ve buyurdu ki: “En bahtsızları, kavmi arasında en güçlü, sert ve kibirli olanı atılmıştı. Ebu Zema gibi.”
Sonra Allah Tealâ, peygamberlerinin onları yaptıklarına karşı tehdit ettiği şeyi zikrederek buyuruyor ki:
“Allah’ın peygamberi onlara, “Allah’ın dişi devesine ve onun su içme (nöbetine) dikkat edin.” demişti.” O azgın gruba Salih (a.s.) şöyle demişti: Allah’ın devesini bırakın. Ona dokunmaktan veya ona bir kötülük yapmaktan sakının. Onu bırakın da kendisine ayrılmış olan sudan içsin. Çünkü onun için bir gün ayrılmış, sizin için de bir gün ayrılmıştır. Onun nöbetinde ona dokunmayın.
“Fakat onu yalanladılar, derken o (deveyi) kestiler.” Onları azapla uyarması konusunda onu yalanladılar, onları uyardığı cezaya aldırış etmeyip en kötüleri deveyi kesti. Bütün kavmi de yaptığına razı oldu. Bunun sonucu olarak da, Allah’ın onlar için kayadan bir mucize ve aleyhlerine bir belge olarak çıkarmış olduğu deveyi boğazladılar.
Bunun ardmdan,nasıl cezalandırıldıklarını anlattı:
“Bundan dolayı Rableri de onları günahları sebebi ile örtüverdi. Azabını salıp onları helak etti. Onlara gazap etti, üzerlerine azabı örttü. Azap onlara umumi olarak büyük küçük demeden hepsine eşit şekilde geldi. Katade şöyle dedi: Bize ulaştığına göre o, küçüğü büyüğü, erkeği kadını kendisine tabi olmalan onu kesmedi. Kavmi devenin öldürülmesinde ona ortak olunca da, Allah günahları sebebi ile onların hepsini aynı azaba uğrattı. Allah onlara bunu yaptı, onları helak etti; o en kötüleri sonuçtan ve peşinden gelecek olanlardan korkmadı. Yani, deveyi boğazlayan bu işe cüret ederken kavmini helak etmekten ve yaptığının sonucundan korkmuyordu. Bununla anlatılmak istenen o boğazlamaya yönelirken, onun ve kavminin helak edilmekten endişe duymadıklarıdır.
İbni Abbas dedi ki: Allah kimseyi cezalandırmaktan korkmaz. İbni Kesir şöyle dedi: Bu söz, siyakın delâleti için evla olandır. Ebu Hayyan ise şöyle dedi: Zahir olan zamirin en yakına dönmesidir. Yani, Allah Tealâ’nın onlara yaptığında bir şüphe yoktur. O yaptığından sorulmaz. İfade edilen şudur: Allah, onlara yaptığının akibetinden korkmaz. Çünkü O, hükmünde âdildir. Zemahşeri şöyle dedi: Her kralın verdiği cezadan çekinip bir miktar tedbirli olduğu gibi, Allah onun akibetinden ve sonucundan korkmaz. Zamirin Semud’a dönmesi de caizdir. O zaman mana: Onu yerle bir etti veya helakte bir etti. Semud kavmini helak edişinin akibetinden de korkmaz






