١٥٩
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزيزُ الرَّحيمُ
(159) ve inne rabbeke le hüvel azizür rahiym
Şüphesiz senin Rabbin elbette o güçlü, merhamet sahibidir
| 1. | ve inne | : ve muhakkak |
| 2. | rabbe-ke | : senin Rabbin |
| 3. | le huve | : elbette O |
| 4. | el azîzu | : azîz, yüce |
| 5. | er rahîmu | : rahîm olan, rahmet nuru gönderen, |
AÇIKLAMA
Hz. Salih (A.S.) İle Kavmi Kıssası
“Semud kavmi gönderilen peygamberleri yalanladı. Bir zaman kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: Siz Allah’tan korkmaz mısınız? Şüphesiz ben size gönderilen emîn bir peygamberim. O halde Allah’tan korkun ve bana itaat edin. Ben davetime karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım ancak âlemlerin rabbine aittir.”
Bilindiği gibi bu ifade daha önce geçen Hz. Nuh ve Hz. Hud’un ifadelerine benzemektedir.
Bunun manası şudur: Semud kabilesi peygamberleri Salih’in (a.s.) risaletini yalanlamışlardı. Hz. Salih (a.s.) onlara şöyle demişti:
“Siz hiç Allah’ın azabından korkmaz mısınız?” Eğer Allah’ın azabından korkarsanız bana iman edersiniz, benim birliğimi kabul eder ve bana ibadet edersiniz, size bildirdiğim risalette bana itaat edersiniz. Çünkü ben Allah Tealâ tarafından gönderilen güvenilir bir elçiyim. Ben nasihatime ve tebliğime karşılık herhangi bir bedel veya karşılık talep etmiyorum. Benim mükâfatım beni gönderen Allah’a aittir. Dünya ve ahirette bana yardıma olan O’dur.
Hz. Salih (a.s.) kavmine nasihatte bulunmuş ve kendilerine Allah’ın azabının gelmesinden sakındırmıştı. Ayrıca Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği nimetlerini, onlar için pınarlar ve nehirler fışkırttığını ve onlar için ekinler ve meyveler bitirdiğini ve Allah’ın kendilerini birtakım sıkıntılardan emniyete kavuşturduğunu hatırlatmıştı.
Hz. Salih (s.a) kavmine üç hususu ifade etti:
1- “Siz buralarda, bahçelerin içinde… Pınarların başında… Ekinlerin ve salkımları olgunlaşmış hurmalıkların arasında emin olarak bırakılacak mısınız?”
Siz dünyada nimet içinde ebedî olarak kalacağınızı mı zannediyorsunuz? Siz yerlerinizde emniyet içinde bahçelerden ve kaynaklardan nimetlenerek gayet hoş bir durumda, salkımları olgunlaşmış hurmalıklarda, ekin ve meyvelerin arasında bırakılacağınızı mı zannediyorsunuz? Bunu mu ümid ediyorsunuz? Siz amellerin karşılığının verileceği bir yurt olmadığını mı zannediyorsunuz?
Siz bu nimetler içinde yaşarken ve bu hayırlardan istifade ederken şirk ve küfür üzerine kalmanız makul değildir.
“Buralarda emin olarak” ifadesi “Bu yerde yer alan nimetler” demektir. Sonra da bu ayet “Bahçelerin içinde… Pınarların başında…” ifadesiyle teferruatlı olarak açıklandı. Bu mücmel (özlü) ifadeden sonraki tafsilattır.
2- “Sevinç ve maharetle dağları yontarak evler yapmaya devam edebilecek misiniz? O halde Allah’tan korkun ve bana itaat edin.”
Sizler hiç oturmaya ihtiyacınız olmaksızın şımarıklık göstererek, aşın derecede sevinç ve şirretlikle bina yapmak için yarış edercesine dağları yontarak evler inşa etmeye devam mı edeceksiniz? O halde Allah’tan hakkıyla korkun Dünya ve ahirette size fayda verecek olan, sizi yaratan ve size rızık veren Rabbinize ibadete yönelin.
Dikkat edilirse vasıfları daha önce belirtilen Hud kavmine hakim olan husus büyüklük taslamak, ebedî hayata talip olmak, sivrilmek ve zorbalık yapmak gibi manevî zevklerdir. Salih kavmine hakim olan husus ise yiyecek, içecek, güzel ve sağlam binalar gibi maddî zevklerdir.
3- “Haddi aşanların emrine itaat etmeyin. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkaran ve ıslah etmeye çalışmayan kimselerdir.”
Masiyetlerle, günah işleme, aşın zevk düşkünlüğü ve taşkınlıkla kendi nefislerine karşı haddi aşan kimselerin emrine itaat etmeyin. Bu kimseler Semud kavmini hakka muhalefet etmeye, şirk ve küfüre davet eden büyükleri ve başkanları idi. Bunlar Semud diyarında bulunan ve bir başka ayette işaret edildiği gibi dokuz kişiydiler. “Şehirde dokuz kişi vardı. Bunlar yeryüzünde fesat çıkarıyor ve ıslah etmeye çalışmıyorlardı.” (Nemi, 27/49).
“Fesat çıkarıyorlar” ifadesinden sonra “ıslah etmeye çalışmıyorlar” ifadesinin sebebi bunların fesatlarının mutlak fesatçılık olduğunu, amelleri bazı salih amellerle karışmış bazı fesatçıların aksine içine hiç salih amel karışmadığını beyan etmek içindir.
Hz. Salih (a.s.) kavmini Rablerine ibadete davet ettiği zaman kavmi Ona şöyle cevap verdiler:
“Nihayet onlar deveyi kestiler. Ama pişman da oldular. Bunun üzerine azap onları yakalayıverdi.”
Semud kavmi (mucize olan) deveyi kestiler. Sonra da azabı görünce -yani azabın kendilerine ineceğini anladıkları zaman- yaptıklarına pişman oldular. Bunun üzerine Allah’ın azabı onları yakaladı. Kasabaları şiddetli bir depremle sarsılmaya başladı. Onların ödlerini koparan büyük bir çığlık koptu. Başlarına hiç beklemedikleri bir durum gelmiş, kendi yerlerinde dizleri üzerine çöküp oldukları yerde kalakaldılar ve helak oldular.
Meydana gelen olay şudur: Mucize deve Semud kavminin yanında bir müddet kaldı. Su içiyor, ağaç yapraklarından yiyor ve otlakta yayılıyordu. Onlar devenin sütünden yararlanıyorlar, kendilerine yetecek kadar içmek üzere süt sağıyorlardı. Bu müddet uzayınca ve onların en şirretleri gelince bu deveyi öldürmeyi planladılar ve bunu kestiler.
Rivayete göre Mısta’ bu deveyi bir dağ geçidinde bir dar boğaza sürüklemiş, ona ok atmış, ok onun ayağına isabet etmiş ve deve yere düşmüştü. Sonra da deveye Kudar vurmuştu.
“Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Ne var ki onların çoğu iman etmediler. Şüphesiz senin Rabbin Azizdir, Rahim’dir.”
Yani bu anlatılan Hz. Salih kıssasında ve kavmi olan Semud kavminin onun peygamberliğini yalanlamalarında ve mucize deveye saldırmalarında büyük ibret ve öğüt vardır. Bundan daha büyük mucize ne olabilir? Onlar peygamberlerini yalanladılar ve ona iman etmediler. Ellerinde olanlarla ve geçici dünya zevkleriyle aldandılar, deveye kastettiler. Bunun üzerine onlara azap indi. Bu kavmin çoğu Allah’a ve peygamberlerine iman eden kimseler değillerdi.
Şüphesiz ki Rabbin düşmanlarından intikam alıcıdır. Eğer tevbe edip kendilerine yönelirlerse mümin dostlarına da çok merhametlidir. Bu sonuç Hz. Nuh ve Hz. Hud kıssalarının sonucuyla aynıdır. Zira maksat aynıdır. Bunlar yalanlayan kimselerin durumunda öğüt ve ibret almaları için anlatılmıştır.
Bu ümmetlerden sadece kadın ve erkek 2800 kişinin iman ettiği söylenmiştir.






