9

٩

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزيزُ الرَّحيمُ

(9) ve inne rabbeke le hüvel azizür rahiym
Şüphesiz senin Rabbin o, güçlü merhamet sahibidir

1. ve inne : ve muhakkak
2. rabbe-ke : senin Rabbin
3. le : elbette, mutlaka
4. huve : o
5. el azîzu : azîz, yüce
6. er rahîme : rahîm, rahmet nuru gönderen


AÇIKLAMA
“Tâ, Sîn, Mim. Bu ayetler hakkı beyan eden kitabın ayetleridir.” Yani bu Kur’an tâ, sin, mim gibi Arap harflerinden meydana gelmiştir. Bu harflerle benzerini getirmeleri için Araplara meydan okuma amacı güdülmektedir. Bun­dan aciz kaldıklarından, bunun Allah’ın peygamberine vahyedilen kelâmı oldu­ğunu kabul etmek mecburiyetinde kalacaklardır. Bunlar hakkı batıldan, imanı küfürden ayırd eden her şeyi gayet açık-seçik beyan eden Kur’an ayetleridir.

“İman etmiyorlar diye sen neredeyse kendini mahvedeceksin.”

Ya Muhammed (s.a.)! Sen kavminin peygamberliğine iman etmemesi sebe­biyle üzüntüden dolayı kendini helak mi edeceksin?

Bu Allah tarafından Rasulü’ne yapılan kendisine iman etmeyen kâfirler hakkında bir tesellidir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “O halde senin nefsin onlar için duyduğun üzüntülerle bitip tükenmesin.” (Fatır, 35/8); “Neredeyse sen bu (ilâhî) söze inanmazlarsa bir üzüntü duyarak arkalarından kendini mahvedeceksin. “(Kehf, 18/6).

“Eğer dilersek biz o inkâr edenlerin üzerine gökten bir mucize indiririz de, ona boyun eğmek zorunda kalırlar.” Yani Allah her şeye kadirdir. Dolayısıyla biz onların başına onları zorla imana sevkedecek bir mucizeyi gökten indirir­dik, onlar boyunlarını eğerek zelil bir şekilde teslim olurlardı ya da onların bü­yükleri ve liderleri itaat ederlerdi ama biz bunu yapmadık. Çünkü biz herkes­ten zorla değil sadece kendi tercihi, arzusu ve rızasıyla iman etmesini istiyo­ruz.

Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Eğer Rabbin dileseydi yeryü­zünde bulunan herkes elbette toptan iman ederlerdi. Böyle iken sen hepsini mümin olsunlar diye insanları zorlayacak mısın?”(Yunus, 10/99); “Eğer Rabbin dileseydi bütün insanları muhakkak ki tek bir millet yapardı.” (Hûd, 11/118). Yani bizim ilâhî sünnetimiz peygamberlerin insanoğluna gönderilmesi, basiret­le ve ikna olarak iman etmeleri için insanlara ilâhî kitapların indirilmesi şek­linde gerçekleşti.

Fakat kâfirler küfürde ileri gitmişler, sapıklığa iyice dalmışlar, inatçılık yapıyorlar, haktan yüz çeviriyorlardı. “Onlar Rahman’dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.” Yani kendilerine gökten ne zaman ilâ­hî kitap gelse insanların çoğu bundan yüz çevirirlerdi. İlâhî kitapların yeniden indirilmesinin amacı sadece düşünmeleri, fikir yürütmeleri, hidayeti bulmaları ve ıslah olmaları için tekrar hatırlatma yapmak ve üslûpta çeşitlilik içindir. Ancak Allah kendilerine her yeni öğüt ve hatırlatmayı gönderdikçe yeniden yüz çevirmişler ve yalanlamışlardı.

“Onlar hakkı yalanladılar. Alay etmekte oldukları o (korkunç) şeyin haber­leri yakında kendilerine ulaşacaktır.” O müşrikler Peygamberin (s.a.) getirdiği ilâhî öğüdü ve hakkı yalanladılar, sonra alay etmeye yöneldiler. Onlar yakın gelecekte bu yalanlamanın ve alay etmenin sonucunu gayet iyi bileceklerdir.

Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Bunun haberini pek yakında hepiniz mutlaka bileceksiniz.” (Sad, 38/88); “Ey kulların üzerine çöken büyük pişmanlık! Zira onlar kendilerine herhangi bir peygamber gelirse onunla alay ederlerdi.” (Yasin, 36/30).

Sonra onlar Allah’ın kâinattaki kudretinin ayetlerini ve görünen eserlerini düşünmekten de yüz çevirdiler. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

“Onlar hiç yeryüzüne bakmazlar mı? Biz orada her bitkiden nice değerli çiftler yarattık.”

Yani Onlar Allah’ın yarattığı ve orada her cinsten çok faydalı bitkiler ve meyveler yeşerttiği yeryüzüne bakmıyorlar, bununla Allah’ın hakimiyetinin büyüklüğüne, göz kamaştırıcı kudretine delil getirmiyorlar mı? Allah vardır, birdir, bu kavmine hidayet vermeye ve her şeye kadirdir.

Hem “kem” hem de “kül” kelimesinin bir arada getirilmesi “küll” kelimesi­nin bütün tafsilatıyla bitkilerin çeşitlerini ve çiftlerini kuşattığı içindir, “kem” kelimesi ise bu çevre çok çok çeşitlidir anlamını vermek içindir. Dolayısıyla ayet çeşitlilik, çokluk ve her şeyi kuşatmayı bir arada toplamıştır.

“Şüphesiz ki bunlarda büyük bir delil vardır. Ne var ki onların çoğu iman eden kimseler değildirler.”

Yani bitkilerin bu şekilde yeşertilmesinde her şeyi yaratan Allah’ın kudre­tine, O’nun can vermeye ve diriltmeye kadir olduğuna delâlet vardır. Bununla birlikte insanların pek çoğu iman etmediler, bilakis onu, peygamberlerini ve ki­taplarını yalanladılar, Onun emrine muhalefet ettiler ve O’nun nehyettiklerini işlediler.

“Şüphesiz ki Rabbin Azizdir, Rahim’dir.” Yani ey Peygamber! Senin Rabbin her dilediğine kadirdir. O her şeye galip olan ezici güç sahibidir, yarattıkla­rına çok merhametlidir. Kendisine isyan edenleri hemen cezalandırmaz. Bilâ­kis öylelerine mühlet verir, belki bu bataklıktan kurtulur diye cezalarını erte­ler. Sonra da hükmünde galip ve muktedir bir kimsenin yakalaması şeklinde yakalayıp cezalandırır.