٣٩
اَنِ اقْذِفيهِ فِى التَّابُوتِ فَاقْذِفيهِ فِى الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَاْخُذْهُ عَدُوٌّ لى وَعَدُوٌّ لَهُ وَاَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنّى وَلِتُصْنَعَ عَلى عَيْنى
(39) enikzi fihi fit tabuti fakzi fihi fil yemmi fel yülkihil yemnü bis sahili ye’huzhü adüvvül li ve adüvvül leh ve elkaytü aleyke mehabbetem minni ve li tusnea ala ayni
onu tabutun içine koy onu nehre bırak nehirde onu sahile atsın onu benim düşmanım alsın ve onun düşmanı olan senin üzerine koydum kendi tarafımdan sevgi muhabbet benim gözetimim altında yetiştirilmesi için
| 1. | enıkzifî-hi (en ikzıfî-hi) (kazefe) |
: onu koymasını : (bıraktı, koydu) |
| 2. | fî et tâbûti | : sandık içine, sandığa |
| 3. | fakzifî-hi (fe ikzıfî-hi) | : sonra onu bırak |
| 4. | fî el yemmi | : denize |
| 5. | felyulkı-hi (fe li yulki-hi) | : böylece onu çıkarsın, atsın |
| 6. | el yemmu | : deniz |
| 7. | bi es sâhıli | : sahile |
| 8. | ye’huz-hu | : onu alır, alacak |
| 9. | aduvvun lî | : benim düşmanım |
| 10. | ve aduvvun lehu | : ve onun düşmanı |
| 11. | ve elkaytu | : ve (attım) verdim |
| 12. | aleyke | : sana |
| 13. | mehabbeten | : sevgi, muhabbet |
| 14. | min-nî | : benden, kendimden |
| 15. | ve li tusnea | : ve senin yetiştirilmen için |
| 16. | alâ aynî | : gözümün önünde |






