٥٩
قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ الزّينَةِ وَاَنْ يُحْشَرَ النَّاسُ ضُحًى
(59) kale mev’idüküm yevmüz zinet ve ey yuhşeran nasü duha(musa) dedi sizinle buluşma zamanı ziynet günü (olsun) ve insanların toplanacağı kuşluk zamanı
| 1. | kâle | : dedi |
| 2. | mev’ıdu-kum | : sizin buluşma zamanınız |
| 3. | yevmu ez zîneti | : ziynet (bayram) günü |
| 4. | ve en yuhşere | : ve toplanması |
| 5. | en nâsu | : insanlar |
| 6. | duhan | : duhan, kuşluk vakti |
AÇIKLAMA
“Andolsun biz ona ayetlerimizin hepsini gösterdik de, o yalanladı ve yüz çevirdi.” Allah’a yemin olsun ki, biz kudretimize, vahdaniyetimize ve Musa’nın peygamberliğine delâlet eden ayetlerimizi gösterdik. Dokuz ayet (mucize) ile bunların dışında kalan çeşitli delil ve belgeler bunlara örnektir. O bütün bunları gördü, kavradı, fakat hepsini yalanladı. Küfür, inat ve azgınlıkla iman ve hakka yapılan çağrıyı kabul etmeyip yüz çevirdi. Nitekim Yüce Allah bu durumu başka yerlerde şöylece ifade etmektedir: “Kalpleri onlara inandığı halde sadece zulüm ve büyüklenmeleri sebebiyle onları inkâr ettiler.” (Nemi, 27/14); “Andolsun ki, bunları birer ibret olmak üzere göklerin ve yerin Rabbinden başka kimsenin indirmediğini bilmişsindir. Ey Firavun, ben de seni gerçekten helak edilmiş sanıyorum., dedi.” (İsra, 17/102). Daha sonra Yüce Allah, Firavun’un şüphesini ve yalanlama niteliğini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: “Sen sihrinle bizi topraklarımızdan çıkarmaya mı geldin, ey Musa dedi.” Firavun Hz. Musa’nın asa ve beyaz el mucizelerini görmezlikten gelip inkâra saparak şöyle demişti: Ey Musa! Sen Medyen topraklarında ortaya koyduğun sihir ile -ki bu da asayı yılana çevirmektir- bizi topraklarımız olan Mısır’dan çıkartmak için mi geldin? Sen bu işi yaparak insanlara sana uymaları icap eden bir peygamber olduğun vehmini vermeye çalışıyor ve bu yolla bizim topraklarımızda üstünlük sağlayıp bizi buradan çıkartmak istiyorsun. Firavun’un topraklarından çıkarılmalarını söz konusu etmesi, kavminin Hz. Musa’nın çağrısını kabul etmekten uzaklaşmalarını ve Hz. Musa’ya öfkelenip ona kızmalarını, Mısır’dan onu kovup çıkartmaya çalışmalarını sağlamak içindi.
“Andolsun biz de senin sihrin gibi bir sihir getiririz sana.” Senin yaptığın büyünün bir benzerini sana karşı getireceğiz. Çünkü biz de senin büyünün benzerini biliyoruz. Sakın senin bu durumun seni aldanışa sürüklemesin.
“Bizimle senin aranda bir buluşma yeri ve vakti belirle ki, sen de biz de caymayalım. Düz ve geniş bir yer olsun.” Bize belli bir gün ve belli bir yer belirle. Orada bir araya gelelim. Bizdeki büyü yapma imkânlarıyla senin getirdiklerine karşı koyalım. Hiç birimiz verilen bu söze aykırı hareket etmesin. Firavun gücünün mükemmelliğini göstermek gayesiyle yer ve zamanı tayin etme işini Hz. Musa’ya bırakmıştı.
Buluşma yerimiz açık, görünür, tümseği ve çukuru olmayan düz bir yer olsun ki, orada hakikat ortaya çıksın veya orası her iki kesimin ortasında bir yer olsun ki, gecikme halinde kimsenin ileri süreceği bir mazereti kalmasın.
“Sizinle karşılaşma zamanımız tören günü ve insanların toplanma vakti olan kuşluk vaktidir.” Toplanma günümüz insanların süslendiği gün olan tören günü (Nevruz bayramı günü) ve kuşluk vakti olsun ki, bu insanların iş yapmadığı bir günde ve hep birlikte bir araya gelecekleri umumi bir toplantı olsun. Sonunda da bu karşılaşmanın sonucu üzerinde konuşsunlar. Böylelikle davetin üstünlüğü ortaya çıksın, hak söz yücelsin, batıl can çekişerek yok olsun. O günde aydınlığın daha baskın olması ve günün ilk saatlerinde olması uygundur. Böylelikle mucize hususunda şüpheye düşmesinler, Yüce Allah’ın her şeye kadir olduğunu, peygamberlerin mucizelerini buna karşılık da peygamberi olağanüstü haller karşısında büyünün, karşı çıkışının batıl olduğunu görüp buna tanık olsunlar.
İşte böyle bir sözleşmeyi tercih etmek, zaferden emin oluşa açık bir delil, delilin açıklanma yoluna güvenildiğine açık bir belgedir






