١٢
اَللّهُ الَّذى خَلَقَ سَبْعَ سَموَاتٍ وَمِنَ الْاَرْضِ مِثْلَهُنَّ يَتَنَزَّلُ الْاَمْرُ بَيْنَهُنَّ لِتَعْلَمُوا اَنَّ اللّهَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ وَاَنَّ اللّهَ قَدْ اَحَاطَ بِكُلِّ شَىْءٍ عِلْمًا
(12) allahullezi haleka seb’a semavatin ve minel’ardi mislehunne yetenezzelul’emru beynehunne lita’lemu ennellahe ala kullu şeyin kadirun venellahe kad ehata bikulli şey’in ‘ilmen
Allah ki yedi gök yaratmıştır yerden de onların mislini (Allah’ın) emri bunların arasında inip duruyor şunu bilmeniz için, gerçekten Allah her şeye kadirdir muhakkak Allah kuşatmıştır her şeyi ilmi ile
| 1. | allâhu | : Allah |
| 2. | ellezî | : o ki |
| 3. | halaka | : yarattı |
| 4. | seb’a | : yedi |
| 5. | semâvâtin | : semalar, gökler, gök katları |
| 6. | ve min el ardı | : ve arzdan, yerden |
| 7. | misle-hunne | : onların misli kadar |
| 8. | yetenezzelu | : durmadan iner |
| 9. | el emru | : emir, iş |
| 10. | beyne-hunne | : onların arasında |
| 11. | li ta’lemû | : sizin bilmeniz için |
| 12. | enne | : olduğu |
| 13. | allâhe | : Allah |
| 14. | alâ kulli şey’in | : herşeye |
| 15. | kadîrun | : kaadir olan, gücü yeten |
| 16. | ve enne | : ve olduğu |
| 17. | allâhe | : Allah |
| 18. | kad | : olmuştu |
| 19. | ehâta | : ihata eti, kuşattı |
| 20. | bi kulli şey’in | : herşeyi |
| 21. | ilmen | : ilim olarak, ilim ile |
AÇIKLAMA
Allah Tealâ emrine muhalif hareket edip peygamberlerini yalanlayan ve meşru kıldığı yolun dışında başka bir yolda bulunan herkesi cezalandıracağını bildirerek ve bu yüzden geçmiş milletlerin başına gelenleri haber vererek şöyle buyurdu:
“Rabbinin ve O’nun peygamberlerinin emrinden uzaklaşıp azmış olan nice belde vardır ki biz onları en çetin bir hesaba çekmiş, onları akıllara şaşkınlık verecek bir azaba duçar etmişizdir.” Yani nice belde halkından pek çoğu Allah’ın ve peygamberlerinin emirlerine asi oldular, yüz çevirdiler, böbürlendiler ve Allah’ın emirlerine tabi olup peygamberlerinin izini takip etmediler. Allah da onları yaptıkları ile dünyada hesaba çekti, ahirette de onları büyük bir azap ile cezalandıracaktır. Onların dünyadaki azabı açlık, kıtlık, ölüm ve yerin dibine geçirme şeklinde olmuştur.
Hesap ve azap müstakbelde, ahirette olacak olmasına rağmen “hesaba çektik”, “azap ettik” diyerek mazi sigasıyla ifade edilmesi, Allah’ın bu vaadinin mutlaka olacağına delâlet etmesi içindir. Nitekim şu ayetlerde de aynı maksatla mazi sigası getirilmiştir: “Allah’ın emri (kıyamet) geldi.” (Nahl, 16/1), “Sûra üflendi.” (Zümer, 39/68), “Cennettekiler cehennemdekilere şöyle seslendi.” (Araf, 7/44).
Sonra Allah Tealâ, bu azabın sebebini haber vererek şöyle buyurdu:
“İşte o (belde halkı) yaptığının ağırlığını tatmış, işinin sonu bir hüsran olmuştur.” Yani yaptığı işin vebali ve inkârının cezası ile karşılaştı. Onun dünyadaki sonu hüsran, helak ve perişanlık ahirette de azaptır. Böylece hem kendilerini hem de mallarını ve ailelerini hüsrana uğrattılar.
Sonra Cenab-ı Hak bu tehdidini tekit ederek şöyle buyurdu:
“Allah onlar için çok çetin bir azap hazırladı.” Yani Allah inkârlarından, isyan ve matlıklarından dolayı onlara ağır bir azap hazırladı ki o cehennem azabıdır.
Sonra Allah Tealâ bu uyarılardan ibret alınmasını -ki bu, müminleri takvaya teşviktir- zikrederek şöyle buyurdu: “O halde ey akıl sahipleri, Allah’tan korkun.” Yani ey akıl sahipleri ve idrakini doğru kullananlar, siz onlar gibi olmayın aksi halde onların başına gelenin aynısı sizin başınıza da gelir. Sonra onlara bunu devamlı hatırlatacak olan şeyi açıklayarak şöyle buyurdu:
“İman edenler! Allah size hakikaten bir zikir indirdi. İman edip de güzel güzel amellerde bulunanları karanlıklardan nura çıkarmak için bir (de) peygamber (göndermiştir.)” Yani ey bu ümmetten Allah’ı ve peygamberlerini tasdik eden, Allah’a teslim olan ve peygamberleri Muhammed’e tabi olan akıl sahipleri! Allah size daimi bir zikir indirdi -ki o Kur’an’dır- ve bununla beraber size bir de peygamber gönderdi. İşte o doğru bir tercümandır, Allah’ın vahyini size ulaştıran, Allah kelâmını ve ayetlerini çok açık bir şekilde size okuyan odur. O ayetlerde insanların muhtaç olduğu hükümleri beyan ediyor. Ta ki Allah bu ayetlerle ve bu peygamber vasıtasıyla, kendisine ve peygamberlerine iman edip salih amel işleyenleri dalâlet karanlığından hidayet nuruna, küfrün karanlıklarından imanın nuruna çıkarsın.
Sonra Allah Tealâ, iman ve amel-i salihin mükâfatını beyan etmek suretiyle müminleri teşvik ederek ve ikram ederek şöyle buyurdu: “Kim Allah’a iman eder salih amelde bulunursa onu içinde ırmaklar akan cennetlere -orada ebedî kalmak üzere- koyar. Allah ona ne güzel bir rızık vermiştir. ” Yani kim Allah’ı tasdik eder ve salih amel işler, böylece tasdik (iman) ile ameli birleştirirse Allah Tealâ, onu cennetlere, yani köşklerinin ve ağaçlarının altından ırmaklar akan bahçelere -orada ebedî kalmak üzere- koyar ve Allah orada ona bol rızıklar ihsan eder.
Sonra Allah Tealâ, kudretinin büyüklüğüne ve ilminin genişliğine kullarının dikkatini çekerek şöyle buyurdu:
1- “Allah, yedi göğü ve yerden de onların mislini yaratmış olandır. Emir bunların arasında iner durur.” Yani şüphesiz yedi semayı ve yedi arzı yaratan Allah’tır. Allah’ın emri, kazası, hükmü ve vahyi yedi semadan yedi arza doğru iner. Yine Mülk suresi 3. ayette Allah Tealâ “Yedi göğü tabakalar halinde yaratan O’dur.” buyurmuştur.
Buhari ve Müslim’de rivayet edilen hadiste: “Kim haksız olarak bir karış toprak alırsa, yedi kat yerden o toprak onu sarar.” buyruluyor. Buhar-i’nin Sahih’inde “Yedi kat yerin dibine batırılır.” buyruluyor. Buhari ve diğerlerinde bulunan bir duada: “Ey yedi göğün ve onların gölgeledikleri her şeyin ve yerlerin ve onların üzerinde taşıdıkları her şeyin sahibi Allah’ım!” denilmektedir.
İbni Mesud’un rivayetine göre Rasulullah (s.a.): “Kürsi içinde yedi gök ve onun içindekiler ve arasındakiler, sadece sahraya atılmış bir halka gibidir.” buyurmuştur.
Katade şöyle dedi: “Allah’ın yedi arzının her birinde ve yedi semasının her birinde yaratıklarından bir yaratık, emirlerinden bir emir ve hükümlerinden bir hüküm vardır.”
2- “Allah’ın (bunları yaratması O’nun) hakikaten her şeye, kadir olduğunu, ilmiyle hakikaten her şeyi kaplamış bulunduğunu bilmeniz içindir.” Yani Allah’ın kudretinin kemalini ve ilminin bütün eşyayı kuşattığını bilmeniz için Allah Tealâ, gökleri ve yerleri yarattı ve oralara hükmünü ve emrini indirdi. Ne olursa olsun hiçbir şey Onun ilminin haricinde kalmaz. Öyleyse Ona muhalif davranmaktan sakının, geçmiş ümmetlerin akıbetlerinden ibret alın. Çünkü Allah bütün yaptıklarınızı muhakkak bilmektedir ve bu amellerin karşılığını size verecektir.






