١٧
فَمَهِّلِ الْكَافِرينَ اَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا
(17) femehhililkafiriyne emhilhüm rüveyden
Kâfirlere mühlet ver onlara çok az bir mühlet ver
| 1. | fe | : böylece, artık |
| 2. | mehhil(i) | : mühlet ver |
| 3. | el kâfirîne | : kâfirler |
| 4. | emhil-hum | : onlara süre tanı (kendi hallerine bırak) |
| 5. | ruveyden | : biraz |
فَمَهِّلْmühlet verالْكَافِرِينَkâfirlereأَمْهِلْهُمْonlara tanıرُوَيْدًا biraz süre
AÇIKLAMA
“Andolsun o dönüş sahibi olan göğe, o yarılan yere ki, hakikaten o hak ile (batılı ayırt eden) kat’i bir kelâmdır. O, boş bir lakırdı değildir.” Gelip dönen ve gökte tekrarlanan yağmurun bulunduğu göğe bir kere daha yemin olsun: Ölümünden sonra toprağı canlandırıyor, bitkiler bitiriyor. Yarılan yer, bitkiler, meyvalar, ağaç, maden ve hazineler, petrol, su vb. servetler ile yarılan yer; “Sonra toprağı iyiden iyiye yardık.” (Abese, 80/26) Göğe ve yere yemin olsun ki, Kur’an şüphe olmayan bir hak sözdür. Hak ile batılı ayırt eder. Oyun ve eğlence için inmedi. O ciddidir, haktır. Şiir, sihir ve kehanet de değildir. Hakîm ve Hamîd’in indirmesidir. “Kat’i bir kelâmdır” sözü, yeminin cevabıdır. Yağmurun, sesin yankısı gibi dönüşle adlandırılması, tekrar gelmesinden dolayıdır. Yerdeki buharlaşmadan oluşup tekrar yere dönmektedir.
Tirmizi ve Darimi, Ali (k.v.)’den şöyle rivayet ettiler: Rasulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Muhakkak fitneler olacaktır. Ya Rasulallah! Onlardan kurtuluş nedir, dedim? Buyurdu ki: “Allah Tealâ’nın kitabı. Onda sizden öncekilerin ve sizden sonrakilerin haberi vardır. Aranızda hakemdir. Kesindir, şaka değildir. Kim onu zulüm için terkederse Allah onu helak eder. Kim ondan başkasında hidayet ararsa Allah onu saptırır. O Allah’ın sağlam ipi, açık nurudur. O zikr-i hakimdir, sırat-ı müstakimdir. O kendisi ile arzuların sapmadığı, dillerin karışmadığı, görüşlerin bulanmadığı, alimlerin kendisine doymadığı, muttakilerin bıkmadığı, çokça tekrarlanmasına rağmen eskimeyen, ilginçleri bitmeyendir. O cinlerin dinlediklerinde “Biz ilginç bir Kur’an dinledik; rüşde hidayet ediyordu.” (Cin,72/1-2) dedikleridir. Onun ilmini bilen öne geçer, onunla söyleyen doğru söyler, onunla hükmeden âdil olur, onunla amel eden ecir alır. Ona devet eden sırat-ı müstakime hidayet edilir.”
Sonra Allah Tealâ Kur’an’ı yalanlayıp, müminlere hileler düzenleyenleri tehditle buyurdu ki:
“Hakikat, onlar alabildiklerine hileler düzerler. Ben de onların hilelerini (ceza ile) karşılarım” Mekke’nin liderleri kâfirler ve emsalleri, getirdiği hak dini iptal etmek ve Allah’ın yolundan ve Kur’an’dan alıkoymak için, Kur’an eskilerin masallarıdır veya Muhammed (s.a.) sihirbazdır, mecnundur, şairdir gibi sözleri ile Peygamber (s.a.)’e hileler kuruyorlar, öldürülmesi için tuzak hazırlıyorlardı: “Hani bir zaman o küfredenler seni tutup bağlamaları, veya seni öldürmeleri, yahut seni çıkarmaları için sana tuzak kuruyordu.” (Enfal, 8/30).
Ama ben onlar için başka bir tedbir alıyorum. Bilmedikleri şekilde onları çekiyorum ve hilelerine karşı onları cezalandıracağım. Hilenin cezasını, şiddetli azabı gerektirecek günahın artmasına götüren bir istidrac ve mühlet verme hile olarak adlandırılmıştır.
Ardından Rasulü’ne, onlara karşı zafer vaadetti ve sabrı emretti:
“Sen şimdilik o kâfirlere mühlet ver, onları biraz geciktiriver” Onları geciktir ve beklet. Helakleri için dua etme. Acele etme ve Allah’ın onlar hakkında senin için planladığına razı ol.
Sonra bu manayı mübalağa için tekrar ederek buyurdu ki: Onları az veya yakın bir mühlet için bırak. Başlarına gelecek azabı ve intikamı, ceza ve helaki göreceksin: “Biz onları biraz geciktirip sonra kendilerini ağır bir azaba mecbur edeceğiz.” (Lokman, 31/24)
Bu, Bedir günü tahakkuk etmiş olan ağır bir tehdittir. Kıyamet günündeki azabı da onu izleyecektir. Onların yolunu takibe karşı bir uyarı ve onların yolu dışında bir yola da teşviktir






