٢٩
وَمَا تَشَاؤُنَ اِلَّا اَنْ يَشَاءَ اللّهُ رَبُّ الْعَالَمينَ
(29) ve ma teşaune illa en yeşaallahu rabbul’alemiyne
Siz dileyemezsiniz bilhassa alemlerin Rabbi dilemedikçe
| 1. | ve mâ teşâûne | : ve siz dileyemezsiniz |
| 2. | illâ | : olmadıkça |
| 3. | en yeşâe allâhu | : Allah’ın dilemesi |
| 4. | rabbu | : Rabbi |
وَمَا تَشَاءُونَ ama siz dileyemezsinizإِلَّا أَنْ يَشَاءَdilemedikçeاللَّهُ Allahرَبُّ Rabbiالْعَالَمِينَalemlerin
SEBEB-İ NÜZUL
Ahmed ibn Muhammed ibn İbrahim es-Sa’lebî kanalıyla Selman ibn Musa’dan rivayette o şöyle demiştir: Allah Tealâ: “Bu, sizden doğru olmak isteyenler içindir.” (Tekvîr, 81/28) âyet-i kerimesini indirdiğinde “Madem ki iş bizim isteğimize bırakılmıştır; istersek doğru oluruz, istemezsek doğru olmayız.” demişler de bunun üzerine Allah Tealâ “Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.” âyet-i kerimesini indirmiş. Süleyman ibn Musa’dan rivayete göre. “Madem ki iş bizim isteğimize bırakılmıştır; istersek doğru oluruz, istemezsek doğru olmayız.” diyen Ebu Cehil’dir ve onun böyle söylemesi üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirmiştir
AÇIKLAMA
“Hayır. Yemin ederim o (gündüz) kaybolup (gece) geri dönen (yıldızlara). Dolaşıp yuvalarına giren gezegenlere” Gündüz güneşin ışığı ile kaybolup feleğinde yüzen, gece de geyiklerin yuvalarından çıktıkları gibi yerlerinden çıkan bütün yıldızlara yemin ederim.
Cumhura göre, gezegen yıldızların hepsi buna dahildir. Bazılarına göre de bunlar, güneş ve ayın dışındakilerdir.
“Kararmaya başladığı zaman geceye. Nefes almaya başladığı zaman sabaha” Gece karanlığı ve korkutuculuğu ile yöneldiği zaman. Evla olan bu manadır.
Yönelip de ışığı ile ufku aydınlattığı zaman sabaha. Çünkü o canlı bir ruhla ve tatlı bir rüzgarla gelir.
İbni Kesir dedi ki: “As’ase” kelimesinin dönme anlamına kullanılması da sahih olmakla beraber yönelme manasına kullanılması daha uygundur. Adeta, karanlığı çökmeye başladığı zaman geceye, ışığı parlamaya başladığı zaman da fecre yemin etmiştir. Allah Tealâ buyurdu ki: “Andolsun bürüyüp örttüğü zaman geceye, açıldığı zaman gündüze.” (Leyl, 92/1,2), “Andolsun kuşluk vaktine, sükuna vardığı dem geceye.” (Duha, 93/1,2), “Sabahı yarıp çıkarandır O. Geceyi bir sükun olarak yaratandır.” (En’am,6/96) Bu ayetlerin benzerleri de vardır.
Usul alimlerinden pek çokları şöyle demiştir: “As’ase” lafzı, yönelme ve geri gitme anlamına ortak olarak kullanılmıştır. Buna göre de her iki mananın da murad edilmesi doğru olur. En doğru olanını Allah bilir.
“Muhakkak ki o (Kur’an), şerefli bir elçinin sözüdür” Yemin edilen husus budur. Kur’an şerefli bir elçinin tebliğidir. Allah katında aziz, kerim ve şerefli Cibril (a.s.)’in söylediği bir sözdür. Onu Allah katından Peygamber (s.a)’e indirdi. Kur’an beşer sözü değildir. Peygamber (s.a.)’e, onu Rabbi azze ve celle’den alan Cibril getirdi.
“Kuvvet sahibi; Arş’ın sahibinin katında itibarlı, orada kendisine itaat olunandır, bir emindir.” Bunlar da Cibril (a.s.)’in vasıflarıdır. Onun Allah Tealâ katında yüksek değeri ve üstün mevkii vardır. Melekler ona müracaat eder ve ona itaat ederler. O ileri gelenlerdendir, Rabbinin vahyine ve risaletine, diğer hususlara güvenli kılınmıştır. Ayette, “Allah katında” anlamına (semme) demiştir. Bu “sümme” şeklinde de okunmuştur. Burada, emanete tazim ve sayılan sıfatların en üstününe sahip olduğunu açıklama amacı vardır.
Cibril’in emin olarak vasfedilmesi, beşerden elçisi olan Muhammed (s.a.)’i “Sizin sahibiniz bir mecnun değil” sözü ile övdüğü gibi, meleklerden elçisi ve kulu olan Cibril’e Allah’tan büyük bir övgüdür.
Melek olan elçinin vasıfları açıklandıktan sonra, Allah Tealâ kendisine melek gönderilenin de vasfını zikrederek buyurdu ki: “Sizin sahibiniz bir mecnun değil!” Ey Mekke ehli! Muhammed (s.a.) sizin iddia ettiğiniz gibi deli değildir. Peygamberimizi sahip, yani arkadaş sözü ile anmıştır ki, onlara onun durumunu bildiklerini ve onun insanların en akıllısı en olgunu olduğunu hissettirsin.
Bu ayetin benzerleri şu ayetlerdir: “Onlar düşünmediler mi ki kendilerinin sahibinde delilikten hiçbir (eser) yoktur. O, ilerideki tehlikeyi apaçık haber verenden başka değildir.” (A’raf,7/184), “De ki: “Ben size sırf Allah için ikişer ikişer, teker teker (karşımda) durmanız, sonra arkadaşınızda hiçbir mecnunluk olmadığını iyi düşünmenizi öğüt veririm. O, çetin bir azaptan evvel size haber verenden başkası değildir.” (Sebe, 35/46), “Onlar için düşünüp ibret almak nerede? Kendilerine açıklayan bir Peygamber geldiği halde, yine ondan yüz çevirdiler.” Bir öğretilmiş mecnun” dediler.” (Duhan, 44/13,14)
“Andolsun ki o onu apaçık ufukta görmüştür.” Muhakkak Muhammed Cibril’i asıl suretinde gördü. Doğu tarafında en üst ufukta veya güneşin doğumunda onu altı yüz kanatlı olarak gördü de, kesin olarak onun şeytan değil, kendisine vahiy getiren güvenilir bir melek olduğu bilgisine sahip oldu. Necm suresinde de bunun bir benzeri vardır: “Onun gördüğünü kalp yalana çıkarmadı. Şimdi siz onun bu görüşüne karşı kendisiyle mücadele mi edeceksiniz? Andolsun ki onu diğer bir defa da Sidretü’l-Müntehâ’nın yanında gördü o.” (Necm, 53/11-14) Bu görme, vahyin başlamasında onu Hira mağrasında yerle gök arasında bir kürsü üzerinde gerçek, suretinde altı yüz kanatlı olarak görmesinden sonradır. Dendi ki: Oradaki gördüğü, Sidretü’l-Müntehâ’da gördüğüdür. Yerin ufuk olarak isimlendirilmesi mecazdır. Onu ikinci bir görüşü de Medine’dedir, bu değildir.
“O gaybten dolayı asla suçlu değildir” Muhammed (s.a.), Allah’ın ona indirdiği vahiy ve gök haberi için talim ve tebliğde ihmalkâr biri değildir. Aksine, insanlara Allah’ın kelâmını ve ahkâmını hiçbir eksik bırakmadan öğretmektedir. O doğrudur, güvenlidir, kendinden birşey getirmez, onda hiçbir harf veya mana değiştirmez.
“O (Kur’an) da taşlanmış bir şeytanın sözü değil.” Kur’an da, kulak hırsızlığı eden, ateşle kovulmuş bir şeytanın sözü değildir. Kur’an, Kureyş’in dediği gibi bir şiir veya kehanet değildir. Şu ayetde bunun gibidir: “Onu şeytanlar indirmedi. Bu, onlara hem yakışmaz, hem onlar güç yetiremezler. Şüphe yok ki onlar işitmekten kat’i surette azledilmişlerdir.” (Şuarâ, 26/210-212)
“O halde nereye gidiyorsunuz?” Size bu açıklanan yoldan daha açık hangi yoldur ki, onu tutuyorsunuz? Açıklığı ve netliği, Allah Tealâ katından hak olduğunun beyanına rağmen bu Kur’an’ı yalanlamada aklınız nereye gidiyor?
“O ancak âlemler için bir öğüttür. Sizden dosdoğru olmayı dileyenler için.” Kur’an insanlardan hak, iman ve taat yolunda olmayı isteyenler için uyandır. Hidayet isteyen için hidayet ve kurtuluş olarak bu Kur’an vardır. Onun dışında hidayet yoktur.
Zemahşeri dedi ki: “Sizden dileyenler” cümlesi “âlemler” den bedeldir. İslâm’a girerek dosdoğru yolda olmayı dileyenler öğütten yararlananlar olduğu için bedel yapılmışlardır. Herkese öğüt verilmiş olmakla beraber, sanki onlardan başkası öğüt almamış gibidir.
“Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe de siz dileyemezsiniz.” Dosdoğru olmayı dilemeniz ve ona güç yetirmeniz ancak, Allah’ın dilemesi ve başarı vermesi ile olabilir. Dileme işi size bırakılmamıştır ki dileyen hidayet bulsun, dileyen de sapıtsın. Bilakis bunların tamamı, insanların, cinlerin ve bütün âlemlerin Rabbi Allah Tealâ’nın dilemesine bağlıdır. Allah’a ve O’nun dilediğine iman ettim, derken bir kimse ancak kendisinde yaratılan bir güçle herhangi bir işe güç getirmektedir. Allah’ın ona vermiş olduğu kudret ile de onu iman ve hayır ya da küfür ve şerre yönlendirmektedir. Bu da, diğer ayetlerin delâleti ile birlikte Allah’ın insanlara seçme kudreti verdiğini gösteriyor.






