79

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    113 10198Tevbe(9)

٧٩

اَلَّذينَ يَلْمِزُونَ الْمُطَّوِّعينَ مِنَ الْمُؤْمِنينَ فِى الصَّدَقَاتِ وَالَّذينَ لَا يَجِدُونَ اِلَّا جُهْدَهُمْ فَيَسْخَرُونَ مِنْهُمْ سَخِرَ اللّهُ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ

(79) ellezine yelmizunel mütteavviiyne minel mü’minine fis sadekati vellezine la yecidune illa cühdehüm fe yesharune minhüm sehirallahü minhüm ve lehüm azabün elim

o kimseler ki laf atarlar gönlünden koparak müminlere sadakalar veren veremeyen müminlere güçlerinin yettiğinden (fazlasını) onları alay ve eğlence alanları Allah da onları alaya alacaktır onlar için elim bir azap vardır

1. ellezîne : o kimseler
2. yelmizûne : ayıplıyorlar, küçük görüyorlar
3. el muttavvıîne : zengin olanlar (zekâttan fazla olarak gönüllü teberruda bulunan kişiler)
4. minel mu’minîne : mü’minlerden
5. fî es sadakâti : sadakalar konusunda
6. ve ellezîne lâ yecidûne : ve bulamayan kimseler
7. illâ cuhde-hum : cehdlerinden, emek ve çabalarından, gayretlerinden başkası
8. fe yesharûne : böylece alay ederler
9. min-hum : onlardan
10. sehire allâhu : Allah alay etti
11. min-hum : onlardan
12. ve lehum : ve onlar içindir, onlara vardır
13. azâbun elîmun : elîm (acı) azap


SEBEB-İ NÜZUL

Ebu Mes’ûd’dan rivayette o şöyle anlatıyor: Zekât âyeti nazil olduğunda biz zekât verebilmek için sırtımızda yük taşır, ondan kazandığımızdan getirir tasaddukta bulunurduk. Bu arada meselâ birisi çok mal getirip tasaddukta bulunursa (münafıklar) onun için: “Riyakâr, gösteriş için bu tasaddukta bulundu.” derler; birisi getirip bir sâ’ hurma tasadduk etse: “Allah şunun bir sâ’ hurmasından müstağnidir.” derlerdi. İşte bunun üzerine “Sadakalarda gönüllü olarak bağışta bulunan mü’minlerle ve güçlerinin yetebildiğinden başkasını bulamayan fakirlerle eğlenenler yok mu?…” âyet-i kerimesi nazil oldu.

Ebu Davud et-Tayâlisî’nin… Ebu Mes’ûd el-Bedrî’den rivayetinde o öyle anlatıyor: Biz, sadakalarımızı taşıyarak Allah’ın Rasûlü (sa)’ne getirirdik. Birisi büyük bir sadaka getirirse “gösteriş için böyle büyük sadaka getiriyor.” derlerdi. Bazı (fakir müslümanlar) da yarım sâ’ (yarım ölçek) bir miktar sadaka getirirdi (de onlar için de: “Şu kadarcık şey de getirilir mi?” diye alay ederlerdi). Bunun üzerine “Sadakalarda gönüllü olarak bağışta bulunan mü’minlerle ve güçlerinin yetebildiğinden başkasını bulamıyan fakirlerle eğlenenler yok mu?…” âyeti nazil oldu.

Müslümanların tasaddukta bulunmalarını bazı münafıkların dedikodu ve alay konusu etmeleri hadisesinde diğer bazı rivayetlerde isimlendirmeler de mevcuttur. Bu kabilden olarak tasaddukta bulunup da münafıkların dedikodusuna konu olanlar arasında Abdurrahman İbn Avf, Asım ibn Adiyv Ebu Akîl’in adları geçmektedir. Şimdi bu rivayetleri zikredelim:

1. Yukarda verilen Ebu Mes’ûd hadisi, Buhârî ve Müslim’de başka bir ka­naldan şöyle tahric olunmuştur: Sadaka vermekle emrolunduğumuzda (ya da zekât vermemiz emredildiğinde) biz, sırtımızda ücretle yük taşır, ondan kazandığımızdan bile tasaddukta bulunurduk. İşte böyle hamallık yaparak hayatım kazanan Ebu Akîl bir gün yarım sâ’ hurma getirip tasaddukta bulunmuş, o gün bir başkası da çokça mal getirip sadaka olarak vermişti. Münafıklar: “Allah, şunun verdiği şu (yarım sâ’ hurma)dan müstağnidir, şu (çok sadaka veren) de bunu olsa olsa gösteriş, riya için yapmıştır.” dediler de “Sadakalarda gönüllü olarak bağışta bulunan mü’minlerle ve güçlerinin yetebildiğinden başkasını bulamayan fakirlerle eğlenenler yok mu?…” âyet-i kerimesi nazil oldu.

2. İbn Abbâs’tan rivayette o şöyle anlatıyor: Bir gün Allah’ın Rasûlü (sa) insanlara çıkıp onların içinde: “Sadakalarınızı (ya da zekâtlarınızı) toplayınız.” diye nida ettirdi. İnsanlar sadaka olarak verdiklerini topladılar. Arkalarından bir adam bir sâ’ hurma getirdi ve: “Ey Allah’ın elçisi, şu bir sâ’ hurmayı geceleyin sırtımda iple su taşıyarak kazandım. Gece iki sâ’ hurma kazanmıştım, birisini yemeleri için aileme bıraktım, diğerini Allah’a bir yakınlık, Allah yolunda bir sadaka olsun diye sana getirdim.” dedi. Allah’ın Rasûlü (sa) ona, bu bir sâ’ hurmayı toplanan sadakaların içine koymasını emretti. Bazıları onunla alay edip: “Muhakkak ki Allah ve Rasûlü, bundan müstağnidir; Allah ve Rasûlü senin bu bir sâ hurmanı ne yapsın?” dediler. Sonra Abdurrahman ibn Avf, Rasûlullah (sa)’a: “Zekât ehlinden, ya da sadaka verecek başka kimse kaldı mı?” diye sordu. Hz. Peygamber (sa): “Hayır.” buyurunca “Benim yanımda sadaka olarak verilmek üzere yüz ûkıyye altın var.” dedi. Ömer ibn Hattâb ona: “Sen deli misin?” dedi. O: “Hayır, bende hiçbir delilik yoktur.” dedi. Ömer: “O halde bu yaptığın nedir?” diye sordu. Abdurrahman: “Benim sekiz bin dirhemim var; bunun dört binini Rabbıma borç olarak veriyorum, kalan dört binini de kendime bırakıyorum.” dedi. Rasûlullah (sa) ona: “Vermeyip kendine bıraktığını da, sadaka olarak verdiğini de Allah bereketlendirsin.” diye dua buyurdu. Münafıklar ona da dil uzatıp: “Allah’a yemin olsun ki Abdurrahman bu verdiğini gösteriş, riya için vermiştir.” dediler. Onlar yalan söylemiştiler. Zira Abdurrahman bu verdiğinde gönülden davranmıştı. Allah Tealâ da onu ve o bir sâ’ hurma getiren yoksul arkadaşını mazur gören bir âyet indirip şöyle buyurdu: “Sadakalarda gönüllü olarak bağışta bulunan mü’minlerle ve güçlerinin yetebildiğinden başkasını bulamayan fakirlerle eğlenenler yok mu?…” Mücâhid ve bir çoklarında da böyle rivayet edilmiştir.

Bu siyakı ile Abdurrahman ibn Avfın bu bağışı “Kimdir o ki Allah’a güzel bir borç verir…” (Bakara, 2/245) âyetinin inmesi ve Hz. Peygamber (sa)’in bu âyete binaen ashabını sadaka vermeye daveti üzerine olmuştur. Buna göre Bakara âyeti ile bu âyet-i kerime peşpeşe inmiş olmalıdır.

3. Ebu Akîl Habhâb’ın gece bir gece sırtında iple su çekerek kazandığı 2 sâ’ hurmadan birini sadaka olarak getirmesi hadisesi bizzat kendisinden şöyle riva­yet edilmiştir: Geceleyin iki sâ’ hurma karşılığı sırtımda iple su çektim. Bir sâ’ını yemeleri için aileme götürdüm. Diğerini de sadaka olarak vermek üzere Rasûlullah (sa)’a götürdüm; O’na gelip böyle böyle yaptım diye haber verdim de: “Toplanan sadakanın içine at.” buyurdular. Oradakilerden bazıları alay edip: “Muhakkak ki Allah, şu yoksulun sadakasından müstağnidir.” dediler. Bunun üzerine Allah Tealâ: “Sadakalarda gönüllü olarak bağışta bulunan mü’minlerle ve güçlerinin yetebildiğinden başkasını bulamayan fakirlerle eğlenenler yok mu…” âyeti ile onu takip eden âyet-i kerimeyi indirdi. Ansar’dan olan bu Ebu Akîl’in ismi Habhâb (veya Hubâb) olup Abdurrahman ibn Abdullah, Abdurrahman ibn Bîcân veya Sîhân, Ebu Akîl ibn Kays da denilmiştir. Ka’b ibn Mâlik ise yoksul olduğu halde tasaddukta bulunan bu sahabî için Ebû Akîl yerine Ebu Hayseme demiştir.

4. İbn İshak anlatıyor: “Sadakalarda gönüllü olarak bağışta bulunan mü’minler”den maksat Abdurrahman ibn Avf ve Asım ibn Adiyy’dir. Allah’ın Rasûlü (sa) sadaka vermeye teşvik etmişti. Abdurrahman ibn Avf kalktı ve dört bin dirhem tasaddukta bulundu. Asım ibn A’diyy kalktı ve yüz vesak hurma tasaddukta bulundu. (Münafıklar) her ikisiyle de eğlendiler ve “Bu ancak bir riyadır. Bunlar gösteriş olsun diye böyle çok tasaddukta bulunuyorlar.” dediler. Çalışıp kazandığından sadaka veren ise Ebu Akîl idi. Bir sâ’ hurma getirip sa­daka olarak toplananların içine boşaltmıştı. Ona da gülüştüler ve: “Allah, Ebu Akîl’in bir sâ’ hurmasından müstağnîdir.” Dediler.

Mu’cem’inde Beğavî’nin ve Ebu’ş-Şeyh’in Hasen’den rivayetlerinde habe­rin başında şu fazlalık vardır:

“Allah’ın Rasûlü (sa) bir gün kalktı ve: “Ey insanlar, tasaddukta bulunun, ey insanlar tasaddukta bulunun ki kıyamet gününde tasaddukta bulunduğunuza şehadet edeyim. Belki de biriniz devesinin yavrusu karnı tok sırtı pek halde yatarken yakınında oğlu açlıktan kıvrılmış haldedir, belki de birinizin ağaçları güzel meyve vermişken komşusu hiçbirşeyi olmıyan bir yoksuldur. Bir adam yok mu ki develerinden birini sadaka olarak versin de bu onun için sabahı için bir bağışı, akşamı için bir bağışı olsun. Ailesinin sabah sağdıkları sütle sabahlasın, akşam sağdıkları sütle akşamlasın. Uyanık olun! bunun mükâfatı pek büyüktür.” buyurdular. Bir adam kalktı: “Ey Allah’ın elçisi, benim develerim var; yanımda dört deve sürüsü var (bu develerimden birisi sadaka olsun).” dedi. Bir başkası kalktı. Kısa boylu, çirkince bir adamdı. Çok güzel bir deveyi çekiyordu. Münafıklardan birisi Hz. Peygamber (sa)’in duymadığını sanarak yanındakine: “Devesi kendisinden daha hayırlı.” diye fısıldadı. Ancak bunu duyan Hz. Peygamber (sa): “Yalan söyledin, o senden de devesinden de daha hayırlı.” buyurdular..,” hadisenin kalan kısmı İbn İshak’ın anlattığı şekildedir