29

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    51 11211Yunus(10)

٢٩

فَكَفى بِاللّهِ شَهيدًا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اِنْ كُنَّا عَنْ عِبَادَتِكُمْ لَغَافِلينَ

(29) fe kefa billahi şehidem beynena ve beyneküm in künna an ibadetiküm leğafilin

Allah şahit olarak yeter bizimle sizin aranızda sizin bize tapmanızdan gafillerdendik

1. fe kefâ : artık yeterli, kâfidir
2. billâhi (bi allâhi) : Allah
3. şehîden : şahit olarak
4. beyne-nâ : bizim aramızda
5. ve beyne-kum : ve sizin aranızda
6. in kun-nâ : biz olduk
7. an ibâdeti-kum : sizin ibadetinizden
8. le gâfilîne : mutlaka, gerçekten habersiz, gâfil olanlar


AÇIKLAMA

Bu, kıyamet tablolarından açık-seçik bir tablodur. Burada müşriklerle sahte tanrıları arasındaki şirk alâkası konu edilmektedir.

Allah peygamberine diyor ki: Ey Peygamber! Bütün yeryüzü halkını, in­sanları, cinleri, iyileri kötüleri ile bir araya toplayacağımız o günü düşün. On­ların aralarında daha önce anlatılan güzel amel işleyenlerle kötü amel işleyen­ler de olacaktır. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Hiçbir kimseyi geride bırakmadan, onların hepsini bir araya toplayacağız.” (Kehf, 18/47).

“Sonra müşriklere” Allah’la birlikte O’na ortak koşanlara şöyle deriz: Siz de Allah’a ortak koştuğunuz şeyler de yerinizden kımıldamayın. Size ne şekilde muamele edileceğini görmeden yerinizden ayrılmayın; şu ayette buyrulduğu gi­bi: “Onları (yerlerinde) durdurun. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.” (Saffat, 37/24) Bu ayette bütün mahlûkat önünde azarlama ve vaid (azapla korkutma) manası vardır.

Sonra müşriklerle ortak koştukları şeyleri birbirinden ayırırız, dünyada iken aralarında bulunan irtibatı keseriz.

Müşriklerin Allah’a ortak koştukları şeyler kendilerine tapanlardan uzak olduklarını ifade ederek şöyle derler: Gerçekte siz bize tapmıyordunuz. Siz an­cak Allah’a eş koşmanızı emreden ve sizlerin de itaat ettiğiniz şeytanlara tapı­yordunuz. Bu ifadede tehdit ve vaid (azapla korkutma) vardır. Çünkü o anda müşriklerin putlardan şefaat ümitleri yıkılmaktadır.

Allah’a şirk koşulan şeyler ya Allah’tan başka kendilerine ibadet edilen melekler, veya İsa Mesih (a.s.) yahut Allah’ın konuşturduğu putlardır. Evlâ olan görüşe göre buradaki “Allah’a şirk koşulan şeyler”den murad Allah’tan başka kendisine tapılan put, Güneş, Ay, melek, insan ve cin gibi her şeydir.

Bize tapın diye sizi davet etmediğimize, size böyle bir şeyi emretmediğimi­ze ve sizin bu hareketinize razı olmadığımıza şahid ve hakem olarak Allah ye­ter! Bu ayet müşriklere ve putperestlere bir tehdittir.

Bize taptığınızdan da hiç haberimiz yoktu. Böyle bir şeyi bilmiyorduk, gör­müyorduk; bundan da razı olamazdık. Kurtubî diyor ki: Biz ibadetinizden ha­bersiz idik, duymuyor, görmüyor, düşünmüyorduk. Çünkü biz ruh taşımayan cansız varlıklar idik.

Orada hesap noktasında kıyamet günü herkes daha önce yaptığı hayır ve­ya şer amellerini bilir, tadar ve imtihan verir. Bu ameller nasıl idi? Çirkin mi, güzel mi olduğunu öğrenin. Tıpkı imtihana girip de kendi durumunu öğrenen kişi gibi. Nitekim bir ayet-i kerimede “O gün bütün gizli işler yoklamaya tabi tutulur.” (Tarık, 86/9) buyurulmaktadır.

“Hak olan Mevlâlarına döndürülürler.” Allah’a çevrilirler. Bütün işler son derece adil bir hakem olan değişmeyen ve daimi olan Hak Tealâ’ya, Allah’a dö­ner. O kesin hükmünü verir ve cennetlikler cennete, cehennemlikler cehenne­me girer. Bu putlar ve Allah’a ortak koşulan şeyler hariç..

“Uydurdukları şeyler de kendilerinden ayrılıp kaybolur.” Yani müşriklerin iftiraları ve Allah’a iftira ederek O’nu bırakıp taptıkları şeyler, Allah’a eş say­dıkları sahte tanrılar bütün bunlar ayrılıp kaybolurlar. Onlara ne yardımcı ka­lır ne de şefaatçi. O gün her şey Allah Tealâ’ya aittir.

Bu ayet de müşriklerin putların kendilerine şefaatçi olacakları ve onlara tapmanın kendilerini Allah Tealâ’ya yaklaştırdığı şeklindeki iddialarının asıl­sız olduğuna dair bir uyarıdır