٨٩
قَالَ قَدْ اُجيبَتْ دَعْوَتُكُمَا فَاسْتَقيمَا وَلَا تَتَّبِعَانِّ سَبيلَ الَّذينَ لَا يَعْلَمُونَ
(89) kale kad ücibet da’vetüküma festekiyma ve la tettebianni sebilellezine la ya’lemun
buyurdu icabet olun ikiniz de duanıza siz yine doğru olanı söyleyin tabi olamayın bilmeyen kimselerin yoluna
| 1. | kâle | : dedi |
| 2. | kad | : oldu, olmuştu |
| 3. | ucîbet | : kabul olundu, icabet edildi |
| 4. | da’vetu-kumâ | : ikinizin duası |
| 5. | festekîmâ (fe istekîmâ) | : artık ikiniz (de) (kendinizi dîne) ikame edin (Allah’a çağırmaya devam edin) |
| 6. | ve lâ tettebi | : ve tâbî olmayın |
| 7. | ânni | : benden (uzaklaşan) |
| 8. | sebîle | : yol |
| 9. | ellezîne lâ ya’lemûne | : bilmeyen kimseler |
AÇIKLAMA
Bu bölüm Hz. Musa (a.s.) ile Firavun kıssasının dördüncü bölümüdür.
Hz. Musa’ya bir grubun iman ettiği haberinin bir ara cümlesi olarak bildirilmesi bir yana, Firavun ve adamlarının Hz. Musa’nın yaptığı hak daveti kabul etmemekte direnmelerinden dalâletleri ve küfürleri üzerinde inatla, azgınlık ve gururla devam etmelerinden sonra, kavmi İsrailoğulları’nı Mısır’dan çıkmak üzere hazırlayıp iman, izzet ve şerefi tercih etme duygusunu onların kalplerine aşıladıktan sonra Hz. Musa (a.s.) Rabbine duanın sebebini beyan ederek yalvardı:
“Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavun ve adamlarına dünya hayatında ziylet ve mallar verdin.” Yani dünya nimetlerinden onları şımartacak derecede bol miktarda verdin. Bu verilen ziynet kıymetli takı, elbise, ev eşyası, pek çok mallar, meyve, sebze ve hayvanlarından çeşitli dünya metaı idi. Onlara verilen bu nimetler neticede onların, kullarını dinden saptırmaya, yeryüzünde azgınlık yapmalarına sebep oldu.
Nitekim Cenab-ı Hak bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor: “Hayır! Gerçekten insan kendisinin hiç kimseye muhtaç olmayacağını zannettiği için azar.” Alak, 96/6-7).
Firavunların kabirlerinde, Mısır’da tarihî mekânlarda bulunan altın, gümüş, mücevher ve hediyeler, ayrıca onların inşa ettiği köşkler, piramitler ve heykellerin delâlet ettiği medeniyet anlatılan gerçeklere şehadet etmektedir.
Aynı şekilde “Firavun ailesi sonunda kendilerine düşman ve üzüntü sebebi olacak çocuğu bulup getirdiler.” (Kasas, 28/8) ayetindeki “liyekûne” kelimesindeki lâm, “li-yudillu”daki lâm gibidir ve burada da “sonunda” anlamı vermektedir.
Böylece Firavun kavminin sonucu dalâlete düşmek oldu.
Buradaki lâm’ın, lamu’t-ta’lil olma ihtimali de vardır. Ancak gerçekte değil, zahire göre böyle olabilir. Bu durumda ayetin manası şu şekilde olur: Allah Tealâ onlara bu malları verip de bu mallar haddi aşmalarına ve küfrün artmasına sebep olunca bu durum dalâlete düşürmek için kendilerine mal verilen kimsenin durumuna benzemiştir. Bu söz bu mana için ta’lil (sebebiyet) lafzı ile gelmiştir.
Ey Rabbimiz!. Onların mallarını yok et… Ortadan kaldır, izlerini bile sil, helak et. Kalplerini mühürle ve katılaştır ki bu kalpler imanla huzur bulmasın da şiddetli bir cezaya müstahak olsunlar; acıklı ve can yakıcı bir azabı görmedikçe iman etmeyeceklerdir bunlar.
Hz. Musa bu şekilde dua edip kardeşi Hz. Harun da bu duasına “amin” deyince Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: “İkinizin duası da kabul edildi.” Yani ikinizin duasına da icabet ettik, Firavun ailesinin helaki şeklindeki isteklerinizi de kabul ettik. “Doğru yolda yürümeye devam edin.” Yani üzerinde bulunduğunuz hakka davet ve hüccetle ilzam etme yolunda sabit olun. Vaktinden önce acelecilik yapmayın. Çünkü istedikleriniz olacaktır, ama vakti gelince olacaktır. Bilmeyenlerin yoluna sakın uymayın. Acelecilik ederek cahillerin yoluna, Allah Tealâ’nın vaadine güvenmeme ve itimat etmeme yoluna uymayın.
Bu nehiy, gereği Hz. Musa ile Hz. Harun’dan sadır olmuştur, manasındadır. Tıpkı “Yemin olsun ki, eğer Allah ‘a şirk koşarsan muhakkak amelin boşa gider…” (Zümer, 39/65) ayet-i kerimesinin Peygamberimiz (s.a.)’den şirkin sadır olduğuna delâlet etmediği gibi.
İbni Cüreyc diyor ki: “Bazı alimler diyorlar ki: Firavun bu davetten sonra 40 yıl bekledi.” Muhammed b. Ka’b ve Ali b. Hüseyn ise 40 gün bekledi demişlerdir.






