١٠٩
وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحى اِلَيْهِمْ مِنْ اَهْلِ الْقُرى اَفَلَمْ يَسيرُوا فِى الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَدَارُ الْاخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذينَ اتَّقَوْا اَفَلَا تَعْقِلُونَ
(109) ve ma erselna min kablike illa ricalen nuhiy ileyhim min ehlil kura e fe lem yesiru fil erdi fe yenzuru keyfe kane akibetüllezine min kablihim ve la darul ahirati hayrul lillezinettekav e fe la ta’kilun
senden önce gönderdiğimiz (resüller) ancak erkek şahsiyetlerdi kendilerine vahy ettiğimiz o memleket ahalisinden yeryüzünü gezmiyorlar mı? sonra baksınlar nasıl olmuş? kendilerinden öncekilerin akıbeti ahiret yurdu daha hayırlıdır takva sahipleri için hala akıl etmeyecek misiniz?
| 1. | ve mâ erselnâ | : ve biz göndermedik |
| 2. | min kabli-ke | : senden önce |
| 3. | illâ | : …den başka, ancak |
| 4. | ricâlen | : erkekler, adamlar |
| 5. | nûhî | : vahyederiz |
| 6. | ileyhim | : onlara |
| 7. | min ehli el kurâ | : şehirler halkından, beldeler halkından |
| 8. | e fe lem yesîrû | : dolaşmıyorlar mı, dolaşmazlar mı (dolaşmadılar mı) |
| 9. | fî el ardı | : yeryüzünde |
| 10. | fe yanzurû | : artık baksınlar |
| 11. | keyfe | : nasıl |
| 12. | kâne | : oldu |
| 13. | âkıbetu | : akıbet, sonuç |
| 14. | ellezîne min kabli-him | : onlardan önceki kimseler |
| 15. | ve le dâru el âhıreti | : ve mutlaka ahiret yurdu |
| 16. | hayrun | : daha hayırlı |
| 17. | lillezînettekav | : takva sahibi olan kimseler için |
| 18. | e fe lâ ta’kılûne | : hâlâ akıl etmiyor musunuz |
SEBEB-İ NÜZUL
Bazıları bu âyet-i kerimenin, peygamberlik iddiasında bulunan el-Münzir kızı Secâh hakkında nazil olduğunu iddia etmişlerse de doğru değildir. Zira Secâh, Hz. Peygamber (sa)’in vefatından sonra peygamberlik iddiasında bulunmuş; daha sonra da bu davasından vazgeçerek müslüman olmuştu






