3

    Nüzul SırasıCüzSayfaSure
    53 12234Yusuf(12)

٣

نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ اَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَا اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ هذَا الْقُرْانَ وَاِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِه لَمِنَ الْغَافِلينَ

(3) nahnü nekussu aleyke ahsenel kasasi bima evhayna ileyke hazel kur’ane ve in künte min kablihi le minel ğafilin

biz sana anlatıyoruz en güzel kıssayı sana bu Kur’an-ı vahiy etmekle sen daha önce bundan bilgi sahibi değildin

1. nahnu : biz
2. nakussu : anlatıyoruz, naklediyoruz, kıssa ediyoruz
3. aleyke : sana
4. ahsene el kasası : en güzel kıssaları
5. bi-mâ : şey ile
6. evhaynâ : vahyettik
7. ileyke : sana
8. hâze el kur’âne : bu Kur’ân’ı
9. ve in kunte : ve eğer, oysa sen ….. idin
10. min kabli-hî : ondan önce
11. le min el gâfilîne : gâfillerden


SEBEB-İ NÜZUL

Biz,   sana   bu   Kur’ân’ı   vahy etmekle   kıssaların   en   güzelini   sana anlatıyoruz. Halbuki sen, daha önce bundan habersizdin.

İbn Abbâs’tan rivayete göre Hz. Peygamber (sa)”in ashabının “Ey Allah’ın elçisi, bize kıssa anlatsan ya.” demeleri üzerine bu âyet-i kerime nazil olmuştur.

Avn ibn Abdullah’tan rivayette o şöyle anlatıyor: Rasûlullah (sa)’ın ashabı Rasûlullah (sa)’a inen Kur’ân âyetleri dinlemekten) usandılar ve “Ey Allah’ın elçisi, bize başka bir şeyler anlatsan,” dediler de Allah Tealâ: “Allah, sözlerin en güzelini birbiriyle ahenkli ve katmerli bir kitab halinde indirmiştir…” Zümer, 39/23) âyet-i kerimesini indirdi. Bir süre sonra tekrar usandılar ve: “”Ey Allah’ın elçisi, bize kendi sözün ve Kur’ânın dışında bir şeyler anlatsan.” dediler. Bununla onun, kendilerine hikâyeler anlatmasını istiyorlardı. Bunun izerine de Allah Tealâ: “Biz, sana bu Kur’ân’ı vahyetmekle kıssaların en güzelini sana anlatıyoruz.” âyet-i kerimesini indirdi.

Mus’ab ibn Sa’d”den, onun da babası Sa’d ibn Ebî Vakkâs’tan rivayet ettiği bir haberde de inen âyetlerin sırası yukarıdakinin tersinedir.

İbn Ebî Hatim’in de Sa’d ibn Ebî Vakkâs’tan rivayetinde yukarıdaki rivayette zikredilenlere ek olarak şöyle denilmektedir: Bu âyet-i kerimelerin inmesinden bir süre sonra yine: “Ey Allah’ın elçisi, bize başka şeyler anlatsan ya!” dediler de Allah Tealâ. “İman edenlerin, Allah’ı ve haktan ineni zikir için Kalblerinin saygı ile yumuşaması zamanı halâ gelmedi mi?…” (Hadîd, 57/16) âyet-i kerimesini indirdi.

Bu arada Saîd ibn Cübeyr’den bu âyet-i kerimenin nüzul sebebi sadedinde farklı bir olay daha anlatılır ki İbn Cübeyr şöyle demiş: Hz. Peygamber (sa)’in ashabı bir gün Selmanın yanında toplandılar ve: “Bize Tevrat’tan bir şeyler anlatsan. Zira ondakiler güzel şeyler.” dediler de bunun üzerine Allah Tealâ: “Biz, sana bu Kur ân” ı vahyetmekle kıssaların en güzelini sana anlatıyoruz.” âyet-i kerimesini indirdi


AÇIKLAMA

Bu surenin başlangıcı Yunus suresinin başlangıcına benzemektedir. Ancak Yunus suresinde Kur’an “hakim (hikmet dolu)” vasfıyla, burada ‘mübîn (apa­çık)” vasfıyla zikredilmiştir. Bunun sebebi ise bu surede değerli ve sabırlı bir peygamberin uğradığı büyük ve önemli olayların anlatılmasıdır. Onun için bu surede Kur’an’ın “beyan (açıklayıcı olma)” vasfıyla tavsifi münasip olmuştur. Halbuki Yunus suresinin konusu Allah’ın birliği, vahiy ve peygamberliğin ispa­tı, öldükten sonra dirilme ve amellerin karşılığının verilmesi gibi dinin esasları konularıdır. Bu sureye münasip olan Kur’an’ın hikmetle tavsif edilmesidir.

Ayetlerin manası şu şekildedir: Sana indirdiğimiz şu ayetler Arapları aciz bırakma hususunda durumu gayet açık olan bu surenin ayetleridir. Bu ifade Zemahşerî’nin tefsiridir.

Ebu Hayyan diyor ki: Açıkça görülen şudur ki “Kitap “tan murad Kur’an’dır. “el-Mübîn” ya apaçık olan, Arapları aciz bırakmak ve susturmak hususunda durumu açık olan ya da helâl-haramı, hadleri ve hükümleri ve dinin emirlerinden ihtiyaç duyulan hususları açıklayan, yahut hidayet yolunu, hakkı ve bereketi açıklayan demektir.

Hangi manada olursa olsun, “Kitab” ismi Kur’an’ın bütününe veya bir kısmına verilen cins isimdir. İster bundan murad bu sure olsun, isterse tamamı olsun; maksat Kur’an’ın bu sıfatının ispatıdır. Kur’an’ın sıfatları ise bütün sureler arasında farklılık arzetmez. Kur’an’ın bütün sureleri kapalı hususları açıklayan gayet açık ve net ifadelerle doludur. Kur’an ayetleri kapalı durumları açıklamakta ve tefsir etmekte, şeriatın hükümlerini izah etmekte, dünya ve ahirette en hayırlı olanı göstermektedirler.

Kurtubî ve İbni Kesir diyor ki: Bunlar kitabın, Kur’an-ı Mübîn’in yani kapalı şeyleri açıklayan, tefsir eden ve beyan eden açık, apaçık bir kitabın ayetle­ridir. Kitab-ı Mübîn ile Kur’an-ı Mübîn yani helâli haramı, hadleri ve hükümleri, hidayet ve bereket yolunu açıklayan Kur’an kastedilmektedir.

Biz muhakkak bu Kur’an’ı, daha önce bilmediğiniz kıssa ve haberleri, âdap ve ahlâkı, hüküm ve şeriatı, siyaset, sosyal hayat, iktisat ve devlet işle­rinde tutarlı huzurlu hayat programlarını öğrenmeniz için, bu kitapta bulunan ve hem insan unsurunu hem de toplumu en sağlam esaslar üzerine kuran ma­na ve hedefleri düşünmeniz için, Arap neslinden gelen Muhammed’e dillerin en fasihi, en açık ifadelisi, en genişi, gönüllerde olan manaları ifade etmekte en bol imkâna sahip olanı ile yani Arapça olarak indirdik.

İbni Kesir diyor ki: Bu sebeple kitapların en şereflisi, dillerin en şereflisiyle, Peygamberlerin en şereflisine, meleklerin en şereflisinin elçiliğiyle indiril­miştir. Bu yeryüzünün en şerefli topraklarında olmuş, Kur’an’ın inzaline yılın en şerefli ayında başlanmıştır. Böylece Kur’an her yönüyle mükemmel bir kitap olmuştur.

Bunun içindir ki Cenab-ı Hak “Biz sana tam ve mükemmel olan ve her şeyi tafsilatıyla açıklayan bu Kur’an’ı vahyetmek suretiyle haberlerin en güzelini bildiriyoruz” demektedir. Hz. Yusuf (a.s.) kıssası tam, mükemmel ve yüce hedefleri, pek çok ibretleri tafsilatıyla açıklayan bir kıssa olmuştur. Halbuki bunu sana vahyetmemizden önce sana bildirdiğimiz bu kıssadan habersiz ve bilgisiz idin, bunun hakkında senin hiçbir malumatın yoktu. Bu konuda senin durumun, eskilerin kıssalarından ve haberlerinden hiçbir şey bilmeyen kavminin durumu ile aynı idi