٨
فَاَهْلَكْنَا اَشَدَّ مِنْهُمْ بَطْشًا وَمَضى مَثَلُ الْاَوَّلينَ
(8) fe ehlekna eşedde minhüm batşev ve meda meselül evvelin
Biz onlardan daha zorba olanları da helak ettik evvelkilerin misali geçti
| 1. | fe | : o zaman, bu sebeple |
| 2. | ehleknâ | : helâk ettik |
| 3. | eşedde | : daha şiddetli, daha güçlü |
| 4. | min-hum | : onlardan |
| 5. | batşen | : şiddetle yakalayarak, intikam alarak |
| 6. | ve medâ | : ve oldu geçti |
| 7. | meselu | : mesele, örnek, durum |
| 8. | el evvelîne | : evvelkiler, öncekiler |
فَأَهْلَكْنَا biz helak ettikأَشَدَّ daha çetin olanlarıمِنْهُمْ onlardanبَطْشًا kuvvet itibarı ileوَمَضَى daha evvel geçmiştirمَثَلُmisaliالْأَوَّلِينَ öncekilerin
AÇIKLAMA
“Ha, mim. Apaçık kitaba andolsun ki…” “Ha, mim”den maksadın ne olduğu yukarıda geçmiştir. Allah Tealâ mana ve lafızları apaçık, hidayet yolunu ve insanların dünya ve ahirette muhtaç oldukları her şeyi gösteren Kur’an’ın bizzat kendisine yemin etmektedir, “…anlayıp, düşünmeniz için onu Arapça bir Kur’an kıldık.” Yani şüphesiz biz, bu Kur’an’ı, insanların aralarında anlaşmaları için dillerin en fasihi olan, Arap lisanıyla, Arap diliyle indirdik. Ey Araplar! Anlamanız ve manalarını düşünmeniz için, onu apaçık fasih Arap diliyle indirdik. Nitekim diğer bir ayette şöyle buyurulmuştur: “Apaçık Arap diliyle.” (Şuara, 26/195). Ayetteki “lealle” Arap dilinde temenni ve terecci (ummak) ifade eder ki işlerin neticelerini bilen Allah hakkında bu manada kullanılması uygun olmaz. Razî ve başkalarının da zikrettiği gibi buradaki murat şudur: Manalarını düşünesiniz ve hükümlerini kavrayasınız diye bu kitabı Arapça bir Kur’an olarak indirdik. Bu, Kuranın yer yüzündeki durumudur. Gökteki durumuna gelince; yüce Allah şöyle buyurdu: “O, katımızda bulunan ana Kitapta (levh-i mahfuz’da) mevcut, yüce ve hikmetle dolu bir kitaptır.” Yani bizim yanımızda levh-i mahfuzdaki bu Kuranın kadri üstün, belagat, irşat ve diğer hususlarda şanı yüce, şeref ve mertebesi büyüktür. Üstün hikmet içerir. Lafzı ve nazmı muhkemdir. Kuranda asla bir karışıklık, ihtilâf ve tenakuz (çelişki) yoktur. Nitekim Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta bulunan değerli bir Kur’an’dır. Ona ancak temizlenenler dokunabilir. O, alemlerin Rabbinden indirilmiştir.” (Vakıa, 56/77-80), “Hayır! Şüphesiz bunlar (ayetler), değerli ve güvenilir katiplerin elleriyle (yazılıp) tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde (yazılı) bir öğüttür. Dileyen ondan öğüt alır.” (Abese, 80/11-16).
“Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi Kur’anla uyarmaktan vaz mı geçelim?” Siz, israfa dalmış, Allah’a eş koşmakta ısrar eden bir topluluk oldunuz diye sizi korkutmayalım; size hatırlatma yapmadan, nasihat etmeden emir ve yasak koymadan Kur’an’ı sizden saklayalım mı? Bizim lütufkârlığımız ve size olan merhametimiz bunu yapmamıza manidir. Dolayısıyla aşırı da gitseniz, yüz de çevirseniz, sizi hayra ve hikmetli zikir olan Kur’an’a davet etmeyi terkedemeyiz. Bilakis, Allah’ın kader ve ilminde doğruyu bulacak olanlar hidayete ersinler; bedbahtların da aleyhine delil olsun diye biz bu Kur’an ile emretmeye devam ederiz.
Sonra Allah, Rasul’ünün (s.a.) kavminin yüz çevirmesinden dolayı mahzun olması üzerine, onu teselli edip şöyle buyurmuştur: “Daha önceki milletlere nice peygamberler göndermiştik.” Yani daha önceki ümmetlere ne kadar çok peygamber gönderdik, fakat bu ümmetler o peygamberleri yalanladılar. Nitekim Allah Tealâ şöyle buyurdu: “Onlar, kendilerine gelen her peygamberi mutlaka alaya alırlardı.” Yani onlara gelen tüm peygamberleri yalanlayıp alaya almışlardır. İşte aynı şekilde senin kavmin de, seni yalanlayıp seninle alay etmektedirler. “Biz bunlardan daha zorba olanları da helak ettik. Nitekim öncekilerin misali geçmiştir.” Ya Muhammed! Biz, seni yalanlayan bu kavimden daha güçlü ve daha çetin bir kavmi helak edip yok ettik. Kur’an-ı Kerimde bunların zikri birçok defa geçti ve sen, onlar hakkında Allah’ın kanununu öğrendin. Ey insanlar! Siz de, peygamberlerini yalanlamaları sebebiyle onların akıbetini öğrenince, onlar gibi kötü durumlara düşmekten sakının. Ayette geçen “meselü’l-evvelin” terkibi “onların tavır ve tutumları veya onların cezası” anlamındadır. Nitekim bir başka ayette Allah Tealâ şöyle buyurmaktadır: “Onlar yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuştur, görsünler. Öncekiler bunlardan daha çoktu, kuvvetçe ve yeryüzündeki eserleri bakımından da daha sağlam idiler. Fakat kazandıkları şeyler onlara asla fayda vermemiştir.” (Mümin, 40/82). Veya ayette geçen “meselü” kelimesi “ibret” manasındadır. Yani biz, öncekilerin başlarına gelen felâketler, sonraki yalancıların başlarına da gelmesin diye öncekileri sonrakilere ibret yaptık Nitekim Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Onları, sonradan gelenlerin geçmisi ve bir ibret örneği kıldık.” (Zuhruf, 43/56), “Allah’ın kulları hakkında süregelen adeti budur.” (Mümin, 40/85).






