٩
وَلَءِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ الْعَزيزُ الْعَليمُ
(9) ve lein seeltehüm men halekas semavati vel erda le yekulünne halekahünnel azizül alim
Yemin olsun, onlara semayı ve yeri kim yarattı diye sorsan mutlaka “güçlü, bilen onları yarattı” derler
| 1. | ve le | : ve gerçekten, elbette, muhakkak |
| 2. | in | : eger, şâyet |
| 3. | seelte-hum | : sen onlara sordun |
| 4. | men | : kim |
| 5. | halaka | : yarattı |
| 6. | es semâvâti | : semalar, gökler |
| 7. | ve el arda | : ve arz, yer |
| 8. | le | : elbette, mutlaka |
| 9. | yekûlunne | : derler |
| 10. | halaka-hunne | : onları yarattı |
| 11. | el azîz | : azîz, yüce ve üstün, izzet sahibi |
| 12. | el alîmu | : alîm, en iyi bilen |
وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ andolsun ki onlara diye sorsanمَنْ kimخَلَقَ yarattıالسَّمَاوَاتِ gökleriوَالْأَرْضَ ve yeriلَيَقُولُنَّ elbette derlerخَلَقَهُنَّ onları yarattıالْعَزِيزُ Azîzالْعَلِيمُ ve Alîm olan






