٤٩
فَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَانَا ثُمَّ اِذَا خَوَّلْنَاهُ نِعْمَةً مِنَّا قَالَ اِنَّمَا اُوتيتُهُ عَلى عِلْمٍ بَلْ هِىَ فِتْنَةٌ وَلكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَايَعْلَمُونَ
(49) fe iza messel insane durrun deana sümme iza havvelnahü ni’metem minna kale innema utitühu ala ilm bel hiye fitnetüv ve lakinne ekserahüm la ya’lemun
insana bir zarar dokunduğu zaman bize yalvarır sonra kendisine tarafımızdan bir nimet verdiğimiz zaman (bu) bana ancak ilmim sayesinde verildi der hayır bu bir imtihandır lakin onların çoğu bilmezler
| 1. | fe | : böylece, artık |
| 2. | izâ | : olduğu zaman |
| 3. | messe | : dokundu |
| 4. | el insâne | : insan |
| 5. | durrun | : zarar, ziyan |
| 6. | deâ-nâ | : bize dua etti |
| 7. | summe | : sonra |
| 8. | izâ | : olduğu zaman |
| 9. | havvelnâ-hu | : ona verdik, ona lütfettik (gönderdik) |
| 10. | ni’meten | : ni’met |
| 11. | min-nâ | : bizden |
| 12. | kâle | : dedi |
| 13. | innemâ | : ancak, yalnız, sadece |
| 14. | ûtîtu-hu | : ona verildi |
| 15. | alâ ilmin | : ilim üzerine |
| 16. | bel | : hayır, fakat, bilâkis |
| 17. | hiye | : o |
| 18. | fitnetun | : fitne, imtihan |
| 19. | ve lâkinne | : ve fakat, ancak |
| 20. | eksere-hum | : onların çoğu |
| 21. | lâ ya’lemûne | : bilmezler |
SEBEB-İ NÜZUL
Bu âyet-i kerimenin Huzeyfe ibnu’l-Muğîra hakkında nazil olduğu söylenir






